|
HAZIRLAYAN: ALİ BULAÇ
KEHF SURESİ
Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla
1- Hamd, Kitab'ı kulu üzerine indiren ve onda
hiçbir çarpıklık kılmayan Allah'a aittir.
2- Dosdoğru (bir Kitap'tır) ki, Kendi
Katından şiddetli bir azapla uyarıp-korkutmak ve salih amellerde bulunan
mü'minlere müjde vermek için (onu indirdi); şüphesiz onlara güzel bir ecir
vardır.
3- Onlar orda ebedi olarak kalıcıdırlar.
4- (Bu Kur'an) "Allah çocuk edindi" diyenleri
uyarıp-korkutur.
5- Bu konuda ne kendilerinin, ne atalarının
hiçbir bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan söz ne (kadar da) büyük. Onlar
yalandan başkasını söylemiyorlar.
6- Şimdi onlar bu söze (Kur'an'a) inanmayacak
olurlarsa Sen, onların peşi sıra esef ederek kendini kahredeceksin (öyle
mi)?
7- Şüphesiz Biz, yeryüzü üzerindeki şeyleri
ona bir süs kıldık; onların hangisinin daha güzel davranışta bulunduğunu
deneyelim diye.
8- Biz gerçekten (yeryüzü) üzerinde olanları
kupkuru-çorak bir toprak yapabiliriz.
9- Sen, yoksa Kehf ve Rakim Ehlini Bizim
şaşılacak ayetlerimizden mi sandın?
10- O gençler, mağaraya sığındıkları zaman,
demişlerdi ki: "Rabbimiz, Katından bize bir rahmet ver ve işimizden bize
doğruyu kolaylaştır (bizi başarılı kıl).
11- Böylelikle mağarada yıllar yılı onların
kulaklarına vurduk (derin bir uyku verdik).
12- Sonra iki gruptan hangisinin kaldıkları
süreyi daha iyi hesap ettiğini belirtmek için onları uyandırdık.
13- Biz sana onların haberlerini bir gerçek
(olay) olarak aktarıyoruz. Gerçekten onlar Rablerine iman etmiş gençlerdi ve
Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.
14- Onların kalpleri üzerinde (sabrı ve
kararlılığı) rabtetmiştik; (Krala karşı) Kıyam ettiklerinde demişlerdi ki:
"Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir; İlah olarak biz O'ndan
başkasına kesinlikle tapmayız, (eğer tersini) söyleyecek olursak, andolsun,
gerçeğin dışına çıkarız."
15- "Şunlar, bizim kavmimizdir; O'ndan
başkasını ilahlar edindiler, onlara apaçık bir delil getirmeleri gerekmez
miydi? Öyleyse Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden daha zalim
kimdir?"
16- (İçlerinden biri demişti ki:) "Madem ki
siz onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından kopup-ayrıldınız, o halde,
(dağlara çekilip) mağaraya sığının da Rabbiniz size rahmetinden (bolca bir
miktarını) yaysın ve işinizden size bir yarar kolaylaştırsın."
17- (Onlara baktığında) Görürsün ki, güneş
doğduğunda mağaralarına sağ yandan yönelir, battığında onları sol yandan
keser-geçerdi ve onlar da onun (mağaranın) geniş boşluğundalardı. Bu,
Allah'ın ayetlerindendir. Allah, kime hidayet verirse, işte hidayet bulan
odur, kimi saptırırsa onun için asla doğru-yolu gösterici bir veli
bulamazsın.
18- Sen onları uyanık sanırsın, oysa onlar
(derin bir uykuda) uyuşmuşlardır. Biz onları sağ yana ve sol yana
çeviriyorduk. Köpekleri de iki kolunu uzatmış yatıyordu. Onları görmüş
olsaydın, geri dönüp onlardan kaçardın, onlardan içini korku kaplardı.
19- Böylece, aralarında bir sorgulama
yapsınlar diye onları dirilttik (uyandırdık). İçlerinden bir sözcü dedi ki:
"Ne kadar kaldınız?" Dediler ki: "Bir gün veya günün bir (kaç saatlik) kısmı
kadar kaldık." Dediler ki: "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir;
şimdi birinizi bu paranızla şehre gönderin de, hangi yiyecek temizse baksın,
size ondan bir rızık getirsin; ancak oldukça nazik davransın ve sakın sizi
kimseye sezdirmesin."
20- "Çünkü onlar üzerinize çıkıp gelirlerse,
sizi taşa tutarlar veya dinlerine geri çevirirler; bu durumda ebedi olarak
kurtuluş bulamazsınız."
21- Böylece, Allah'ın va'dinin hak olduğunu
ve gerçekten kıyametin, kendisinde şüphe bulunmadığını bilmeleri için (şehir
halkına ve sonraki insan kuşaklarına) onları buldurmuş olduk. (Onları
görenler) Kendi aralarında durumlarını tartışıyorlardı, (bir kısmı) dedi ki:
"Onların üstüne bir bina inşa edin, Rableri onları daha iyi bilir." Onların
işine galip gelen (sözleri geçen)ler ise: "Üstlerine mutlaka bir mescid
yapmalıyız" dediler.
22- (Sonra gelen kuşaklar) Diyecekler ki:
"Üç'tüler, onların dördüncüsü köpekleridir." Ve: "Beştiler, onların
altıncısı köpekleridir" diyecekler. (Bu,) Bilinmeyene (gayba) taş atmaktır.
"Yedidirler, onların sekizincisi köpekleridir" diyecekler. De ki: "Rabbim,
onların sayısını daha iyi bilir, onları pek az (insan) dışında kimse
bilemez." Öyleyse onlar konusunda açıkta olan bir tartışmadan başka tartışma
ve onlar hakkında bunlardan hiç kimseye bir şey sorma.
23- Hiçbir şey hakkında: "Ben bunu yarın
mutlaka yapacağım" deme.
24- Ancak: "Allah dilerse" (inşaAllah
yapacağım de). Unuttuğun zaman Rabbini zikret ve de ki: "Umulur ki, Rabbim
beni bundan daha yakın bir başarıya yöneltip-iletir."
25- Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar
ve dokuz (yıl) daha kattılar.
26- De ki: "Ne kadar kaldıklarını Allah daha
iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O'nundur. O, ne güzel görmekte ve ne
güzel işitmektedir. O'nun dışında onların bir velisi yoktur. Kendi hükmünde
hiç kimseyi ortak kılmaz."
27- Sana Rabbinin kitabından vahyedileni oku.
O'nun sözlerini değiştirici yoktur ve O'nun dışında kesin olarak bir
sığınacak (makam) bulamazsın.
28- Sen de sabah akşam O'nun rızasını
isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret. Dünya hayatının
(aldatıcı) süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırma. Kalbini Bizi
zikretmekten gaflete düşürdüğümüz, kendi 'istek ve tutkularına (hevasına)'
uyan ve işinde aşırılığa gidene itaat etme.
29- Ve de ki: "Hak Rabbinizdendir; artık
dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin. Şüphesiz Biz zalimlere bir ateş
hazırlamışız, onun duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. Eğer onlar
yardım isterlerse, katı bir sıvı gibi yüzleri kavurup-yakan bir su ile
yardım edilirler. Ne kötü bir içkidir o ve ne kötü bir destektir.
30- Şüphesiz iman edip salih amellerde
bulunanlar ise; Biz gerçekten en güzel davranışta bulunanın ecrini kayba
uğratmayız.
31- Onlar; altından ırmaklar akan Adn
cennetleri onlarındır, orada altın bileziklerle süslenirler, hafif ipekten
ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler giyerler ve tahtlar üzerinde
kurulup-dayanırlar. (Bu,) Ne güzel sevap ve ne güzel destek.
32- Onlara iki adamın örneğini ver; onlardan
birine iki üzüm bağı verdik ve ikisini hurmalıklarla donattık, ikisinin
arasında da ekinler bitirmiştik.
33- İki bağ da yemişlerini vermiş, ondan
(verim bakımından) hiçbir şeyi noksan bırakmamış ve aralarında bir ırmak
fışkırtmıştık.
34- (İkisinden) Birinin başka ürün (veren
yer)leri de vardı. Böylelikle onunla konuşurken arkadaşına dedi ki: “Ben,
mal bakımından senden daha zenginim, insan sayısı bakımından da daha
güçlüyüm.”
35- Kendi nefsinin zalimi olarak (böylece)
bağına girdi (ve): "Bunun sonsuza kadar kuruyup-yok olacağını sanmıyorum"
dedi.
36- "Kıyamet-saatinin kopacağını da
sanmıyorum. Buna rağmen Rabbime döndürülecek olursam, şüphesiz bundan daha
hayırlı bir sonuç bulacağım."
37- Kendisiyle konuşmakta olan arkadaşı ona
dedi ki: "Seni topraktan, sonra bir damla sudan yaratan, sonra da seni
düzgün (eli ayağı tutan, gücü kuvveti yerinde) bir adam kılan (Allah)ı inkar
mı ettin?"
38- "Fakat, O Allah benim Rabbimdir ve ben
Rabbime hiç kimseyi ortak koşmam."
39- "Bağına girdiğin zaman, 'MaşaAllah,
Allah'tan başka kuvvet yoktur' demen gerekmez miydi? Eğer beni mal ve çocuk
bakımından senden daha az (güçte) görüyorsan."
40- "Belki Rabbim senin bağından daha
hayırlısını bana verir, (seninkinin) üstüne gökten 'yakıp-yıkan bir afet'
gönderir de kaygan bir toprak kesiliverir."
41- "Veya onun suyu dibe göçüverir de
böylelikle onu arayıp-bulmaya kesinlikle güç yetiremezsin."
42- (Derken) Onun ürünleri (afetlerle)
kuşatılıverdi. Artık o, uğrunda harcadıklarına karşı avuçlarını (esefle)
oğuşturuyordu. O (bağın) çardakları yıkılmış durumdaydı, kendisi de şöyle
diyordu: "Keşke Rabbime hiç kimseyi ortak koşmasaydım."
43- Allah'ın dışında ona yardım edecek bir
topluluk yoktu, kendi kendine de yardım edemedi.
44- İşte burada (bu durumda) velayet
(yardımcılık, dostluk) hak olan Allah'a aittir. O, sevap bakımından hayırlı,
sonuç bakımından hayırlıdır.
45- Onlara, dünya hayatının örneğini ver;
gökten indirdiğimiz suya benzer, onunla yeryüzünün bitkileri birbirine
karıştı, böylece rüzgarların savurduğu çalı-çırpı oluverdi. Allah, herşeyin
üzerinde güç yetirendir.
46- Mal ve çocuklar, dünya hayatının
çekici-süsüdür; sürekli olan 'salih davranışlar' ise, Rabbinin Katında sevap
bakımından daha hayırlıdır, umut etmek bakımından da daha hayırlıdır.
47- Dağları yürüteceğimiz gün, yeri
çırılçıplak (dümdüz olmuş) görürsün; onları birarada toplamışız da,
içlerinden hiçbirini dışarda bırakmamışızdır.
48- Onlar senin Rabbine sıra sıra
sunulmuşlardır. Andolsun, siz ilk defa yarattığımız gibi Bize gelmiş
oldunuz. Hayır, Bizim size bir kavuşma-zamanı tespit etmediğimizi
sanmıştınız değil mi?
49- (Önlerine) Kitap konulmuştur; artık
suçlu-günahkarların, onda olanlardan dolayı dehşetle-korkuya kapıldıklarını
görürsün. Derler ki: "Eyvahlar bize, bu kitaba ne oluyor ki, küçük büyük
bırakmayıp herşeyi sayıp-döküyor?" Yapıp-ettiklerini (önlerinde) hazır
bulmuşlardır. Rabbin hiç kimseye zulmetmez.
50- Hani meleklere: "Adem'e secde edin"
demiştik; İblis'in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi. O cinlerdendi,
böylelikle Rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı. Bu durumda Beni bırakıp onu ve
onun soyunu veliler mi edineceksiniz? Oysa onlar sizin düşmanlarınızdır.
(Bu,) Zalimler için ne kadar kötü bir (tercih) değiştirmedir.
51- Göklerin ve yerin yaratılışında da, kendi
nefislerinin yaratılışında da Ben onları şahid tutmadım. Ben, saptırıcıları
yardımcı-güç de edinmedim.
52- (Kafirlere) "Benim ortaklarım sandığınız
şeyleri çağırın" diyeceği gün; işte onları çağırmışlardır, ama onlar,
kendilerine cevap vermemişlerdir. Biz onların aralarında bir uçurum koyduk.
53- Suçlu-günahkarlar ateşi görmüşlerdir,
artık içine kendilerinin gireceklerini de anlamışlardır; ancak ondan bir
kaçış yolu bulamamışlardır.
54- Andolsun, bu Kur'an'da insanlar için Biz
her örnekten çeşitli açıklamalarda bulunduk. İnsan, herşeyden çok
tartışmacıdır.
55- Kendilerine hidayet geldiği zaman
insanları inanmaktan ve Rablerinden bağışlanma dilemelerinden alıkoyan şey,
ancak evvelkilerin sünnetinin kendilerine de gelmesi veya azabın onları
karşılarcasına gelmesi(ni beklemeleri)dir.
56- Biz elçileri, müjde vericiler ve
uyarıcılar olmak dışında (başka bir amaçla) göndermeyiz. İnkar edenler ise,
hakkı batıl ile geçersiz kılmak için mücadele ediyorlar. Onlar Benim
ayetlerimi ve uyarıldıklarını (azabı) alay konusu edindiler.
57- Kendisine Rabbinin ayetleri öğütle
hatırlatıldığı zaman, sırt çeviren ve ellerinin önden gönderdikleri
(amelleri)ni unutandan daha zalim kimdir? Biz gerçekten, kalpleri üzerine
onu kavrayıp anlamalarını engelleyen bir perde (gerdik), kulaklarına bir
ağırlık koyduk. Sen onları hidayete çağırsan bile, onlar sonsuza kadar asla
hidayet bulamazlar.
58- Senin Rabbin rahmet sahibi (ve)
bağışlayıcıdır. Eğer, kazandıklarından dolayı onları (azapla) yakalasaydı,
şüphesiz onlara azabı (bir an önce) çabuklaştırırdı. Hayır, onlar için bir
buluşma zamanı vardır, onun dışında asla başka bir sığınak
bulamayacaklardır.
59- İşte ülkeler (ve onların halkları),
zulmettikleri zaman onları yıkıma uğrattık; ve yıkımları için bir buluşma
zamanı tespit ettik.
60- Hani Musa genç yardımcısına demişti: "İki
denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar gideceğim ya da uzun zamanlar
geçireceğim."
61- Böylece ikisi, iki (deniz)in birleştiği
yere ulaşınca balıklarını unutuverdiler; (balık) denizde bir akıntıya doğru
(veya bir menfez bulup) kendi yolunu tuttu.
62- (Varmaları gereken yere gelip)
Geçtiklerinde (Musa) genç-yardımcısına dedi ki: "Yemeğimizi getir bize,
andolsun, bu yaptığımız-yolculuktan gerçekten yorulduk."
63- (Genç-yardımcısı) Dedi ki: "Gördün mü,
kayaya sığındığımızda, ben balığı unuttum. Onu hatırlamamı şeytandan başkası
bana unutturmadı; o da şaşılacak tarzda denizde kendi yolunu tuttu."
64- (Musa) Dedi ki: "Bizim de aradığımız
buydu." Böylelikle ikisi izleri üzerinde geriye doğru gittiler.
65- Derken, Katımız'dan kendisine bir rahmet
verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir
kulu buldular.
66- Musa ona dedi ki: "Doğru yol (rüşd)
olarak sana öğretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?"
67- Dedi ki: "Gerçekten sen, benimle birlikte
olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin."
68- (Böyleyken) "Özünü kavramaya kuşatıcı
olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?"
69- (Musa:) "İnşaAllah, beni sabreden (biri
olarak) bulacaksın. Hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim" dedi.
70- Dedi ki: "Eğer bana uyacak olursan,
hiçbir şey hakkında bana soru sorma, ben sana öğütle-anlatıp söz edinceye
kadar."
71- Böylece ikisi yola koyuldu. Nitekim bir
gemiye binince, o bunu (gemiyi) deliverdi. (Musa) Dedi ki: "İçindekilerini
batırmak için mi onu deldin? Andolsun, sen şaşırtıcı bir iş yaptın."
72- Dedi ki: "Gerçekten benimle birlikte olma
sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?"
73- (Musa:) "Beni, unuttuğumdan dolayı
sorgulama ve bu işimden dolayı bana zorluk çıkarma" dedi.
74- Böylece ikisi (yine) yola koyuldular.
Nitekim bir çocukla karşılaştılar, o hemen tutup onu öldürüverdi. (Musa)
Dedi ki: "Bir cana karşılık olmaksızın, tertemiz bir canı mı öldürdün?
Andolsun, sen kötü bir iş yaptın."
75- Dedi ki: "Gerçekte benimle birlikte olma
sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?"
76- (Musa:) "Bundan sonra sana bir şey
soracak olursam, artık benimle arkadaşlık etme. Benden yana bir özre ulaşmış
olursun" dedi.
77- (Yine) Böylece ikisi yola koyuldu.
Nihayet bir kasabaya gelip yemek istediler, fakat (kasaba halkı) onları
konuklamaktan kaçındı. Onda (kasabada) yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar
buldular, hemen onu inşa etti. (Musa) Dedi ki: "Eğer isteseydin gerçekten
buna karşılık bir ücret alabilirdin."
78- Dedi ki: "İşte bu, benimle senin aranda
ayrılma (zamanı)mız. Sana, üzerinde sabır göstermeye güç yetiremeyeceğin bir
yorumu haber vereceğim.
79- "Gemi, denizde çalışan yoksullarındı, onu
kusurlu yapmak istedim, (çünkü) ilerilerinde, her gemiyi zorbalıkla ele
geçiren bir kral vardı."
80- "Çocuğa gelince, onun anne ve babası
mü'min kimselerdi. Bundan dolayı, onun kendilerine azgınlık ve inkar zorunu
kullanmasından endişe edip-korktuk."
81- Böylece, onlara Rablerinin ondan temiz
olmak bakımından daha hayırlısı, merhamet bakımından da daha yakın olanını
vermesini diledik."
82- "Duvar ise, şehirde iki öksüz çocuğundu,
altında onlara ait bir define vardı; babaları salih biriydi. Rabbin diledi
ki, onlar erginlik çağına erişsinler ve kendi definelerini çıkarsınlar;
(bu,) Rabbinden bir rahmettir. Bunları ben, kendi işim (özel görüşüm) olarak
yapmadım. İşte, senin sabır göstermeye güç yetiremediğin şeylerin yorumu."
83- Sana (Ey Muhammed,) Zu'l-Karneyn hakkında
sorarlar. De ki: "Size, ondan 'öğüt ve hatırlatma olarak' (bazı bilgiler)
vereceğim.
84- Gerçekten, Biz ona yeryüzünde sapasağlam
bir iktidar verdik ve ona herşeyden bir yol (sebep) verdik.
85- O da, bir yol tuttu.
86- Sonunda güneşin battığı yere kadar ulaştı
ve onu kara çamurlu bir gözede batmakta buldu, yanında bir kavim gördü.
Dedik ki: "Ey Zu'l-Karneyn, (istiyorsan onları) ya azaba uğratırsın veya
içlerinde güzelliği (geçerli ilke) edinirsin."
87- Dedi ki: "Kim zulmederse biz onu
azaplandıracağız, sonra Rabbine döndürülür, O da onu görülmemiş bir azapla
azaplandırır."
88- Kim iman eder ve salih amellerde
bulunursa, onun için güzel bir karşılık vardır. Ona buyruğumuzdan kolay
olanını söyleyeceğiz."
89- Sonra (yine) bir yol tuttu.
90- Sonunda güneşin doğduğu yere kadar ulaştı
ve onu (güneşi), kendileri için bir siper kılmadığımız bir kavim üzerine
doğmakta iken buldu.
91- İşte böyle, onun yanında "özü kapsayan
bilgi olduğunu" (veya yanında olup-biten herşeyi) Biz (ilmimizle) büsbütün
kuşatmıştık.
92- Sonra bir yol (daha) tuttu.
93- İki seddin arasına kadar ulaştı, onların
(sedlerin) önünde hemen hemen hiçbir sözü kavramayan bir kavim buldu.
94- Dediler ki: "Ey Zu'l-Karneyn, gerçekten
Ye'cuc ve Me'cuc, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyorlar, bizimle onlar
arasında bir sed inşa etmen için sana vergi verelim mi?"
95- Dedi ki: "Rabbimin beni kendisinde sağlam
bir iktidarla yerleşik kıldığı (güç, nimet ve imkan), daha hayırlıdır. Madem
öyle, bana (insani) güçle yardım edin de, sizinle onlar arasında sapasağlam
bir engel kılayım."
96- "Bana demir kütleleri getirin", iki dağın
arası eşit düzeye gelince, "Körükleyin" dedi. Onu ateş haline getirinceye
kadar (bu işi yaptı, sonra:) dedi ki: "Bana getirin, üzerine eritilmiş bakır
dökeyim."
97- Böylelikle, ne onu aşabildiler, ne onu
delmeye güç yetirebildiler.
98- Dedi ki: "Bu benim Rabbimden bir
rahmettir. Rabbimin va'di geldiği zaman, O, bunu dümdüz eder; Rabbimin va'di
haktır."
99- Biz o gün, bir kısmını bir kısmı içinde
dalgalanırcasına bırakıvermişiz. Sur'a da üfürülmüştür, artık onların tümünü
birarada toparlamışız.
100- Ve o gün, cehennemi, inkar edenlere tam
bir sunuşla sunmuşuz.
101- Ki onlar, Beni zikretme (konusun)da
gözleri bir perde içindeydi. (Kur'an'ı) dinlemeye katlanamazlardı.
102- İnkar edenler, Beni bırakıp kullarımı
veliler edindiklerini mi sandılar? Gerçekten Biz cehennemi kafirler için bir
durak olarak hazırlamışız.
103- De ki: "Davranış (ameller) bakımından en
çok hüsrana uğrayacak olanları size haber vereyim mi?"
104- "Onların, dünya hayatındaki bütün
çabaları boşa gitmişken, kendilerini gerçekte güzel iş yapmakta sanıyorlar."
105- İşte onlar, Rablerinin ayetlerini ve
O'na kavuşmayı inkar edenlerdir. Artık onların yapıp-ettikleri boşa
çıkmıştır, kıyamet gününde onlar için bir tartı tutmayacağız.
106- İşte, inkar etmeleri, ayetlerimi ve
elçilerimi alay konusu edinmelerinden dolayı onların cezası cehennemdir.
107- İman edip salih amellerde bulunanlar...
Firdevs cennetleri onlar için bir 'konaklama yeridir.'
108- Onda ebedi olarak kalıcıdırlar, ondan
ayrılmak istemezler.
109- De ki: "Rabbimin sözleri(ni yazmak) için
deniz mürekkep olsa ve yardım için bir benzerini (bir o kadarını) dahi
getirsek, Rabbimin sözleri tükenmeden önce, elbette deniz tükeniverirdi.
110- De ki: "Şüphesiz ben, ancak sizin
benzeriniz olan bir beşerim; yalnızca bana sizin İlahınızın tek bir İlah
olduğu vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde
bulunsun ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın."
◄GERİ
Kuran-ı Kerim mealinin hazırlanmasında
www.harunyahya.org sitesi
bilgilerinden yararlanılmıştır. Allah İslam dininin yükselmesi için çalışan
herkesten razı olsun.
www.etarih.net |