|
HAZIRLAYAN: ALİ BULAÇ
TAHA SURESİ
Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla
1- Ta, Ha.
2- Biz sana bu Kur'an'ı güçlük çekmen için
indirmedik,
3- 'İçi titreyerek korku duyanlara' ancak
öğütle-hatırlatma (olsun diye indirdik).
4- Yeri ve yüksek gökleri yaratan tarafından
bir indirmedir.
5- Rahman (olan Allah) arşa istiva etmiştir.
6- Göklerde, yerde, bu ikisinin arasında ve
nemli toprağın altında olanların tümü O'nundur.
7- Sözü açığa vursan da, (gizlesen de
birdir). Çünkü şüphesiz O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilmektedir.
8- Allah; O'ndan başka İlah yoktur. En güzel
isimler O'nundur.
9- Sana Musa'nın haberi geldi mi?
10- Hani bir ateş görmüştü de, ailesine şöyle
demişti: "Durun, bir ateş gördüm; umulur ki size ondan bir kor getiririm
veya ateşin yanında bir yol-gösterici bulurum."
11- Nitekim ona gidince, kendisine
seslenildi: "Ey Musa."
12- "Gerçekten Ben, Ben senin Rabbinim.
Ayakkabılarını çıkar; çünkü sen, kutsal vadi olan Tuva'dasın."
13- "Ben seni seçmiş bulunuyorum; bundan
böyle vahyolunanı dinle."
14- "Gerçekten Ben, Ben Allah'ım, Benden
başka İlah yoktur; şu halde Bana ibadet et ve Beni zikretmek için dosdoğru
namaz kıl."
15- "Şüphesiz, kıyamet-saati yaklaşarak
gelmektedir. Herkesin harcadığı çabanın karşılığını alması için, onun (koşup
haberini) neredeyse gizleyeceğim."
16- "Öyleyse, ona inanmayıp kendi hevasına
uyan, sakın seni ondan alıkoymasın; sonra yıkıma uğrarsın."
17- "Sağ elindeki nedir ey Musa?"
18- Dedi ki: "O, benim asamdır; ona
dayanmakta, onunla davarlarım için ağaçlardan yaprak düşürmekteyim, onda
benim için daha başka yararlar da var."
19- Dedi ki: "Onu at, ey Musa."
20- Böylece, onu attı; (bir de ne görsün) o
hemen hızla koşan (kocaman) bir yılan (oluvermiş).
21- Dedi ki: "Onu al ve korkma, Biz onu ilk
durumuna çevireceğiz."
22- "Elini koltuğuna sok, bir hastalık
olmadan, başka bir mucize (ayet) olarak bembeyaz bir durumda çıksın."
23- "Öyle ki, sana büyük mucizelerimizden
(birini) göstermiş olalım."
24- "Firavun'a git, çünkü o azmış bulunuyor."
25- Dedi ki: "Rabbim, benim göğsümü aç."
26- "Bana işimi kolaylaştır."
27- "Dilimden düğümü çöz;"
28- "Ki söyleyeceklerimi kavrasınlar."
29- "Ailemden bana bir yardımcı kıl,"
30- "Kardeşim Harun'u"
31- "Onunla arkamı kuvvetlendir."
32- "Onu işimde ortak kıl,"
33- "Böylece Seni çok tesbih edelim."
34- "Ve Seni çok zikredelim."
35- "Şüphesiz Sen bizi görüyorsun."
36- (Allah) Dedi ki: "Ey Musa istediğin sana
verilmiştir."
37- "Andolsun, Biz sana bir defa daha lütufta
bulunmuştuk."
38- "Hani, annene vahyolunan şeyi
vahyetmiştik, (şöyle ki:)"
39- "Onu sandığın içine koy, suya bırak,
böylece su onu sahile bıraksın; onu Benim de düşmanım, onun da düşmanı olan
biri alacaktır. Gözümün önünde yetiştirilmen için, Kendim'den sana bir sevgi
yönelttim."
40- "Hani kız kardeşin gezinip; "Onu(n
bakımını) üstlenecek birini size haber vereyim mi?" demekteydi. Böylece,
seni annene geri çevirmiş olduk ki, gözü aydın olsun ve hüzne kapılmasın.
Sen bir insan öldürmüştün de, Biz seni tasadan kurtarmış ve seni 'esaslı bir
denemeden geçirip-denemiştik.' Medyen halkı arasında da yıllarca kalmıştın,
sonra bir kader üzerine (buraya) geldin ey Musa."
41- "Seni Kendim için seçtim."
42- "Sen ve kardeşin ayetlerimle gidin ve
Beni zikretmede gevşek davranmayın.
43- "İkiniz Firavun'a gidin, çünkü o, azmış
bulunuyor."
44- "Ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt
alıp-düşünür veya içi titrer-korkar."
45- Dediler ki: "Rabbimiz, gerçekten, onun
bize karşı 'taşkın bir tutum takınmasından' ya da 'azgın davranmasından'
korkuyoruz."
46- Dedi ki: "Korkmayın, çünkü Ben sizinle
birlikteyim; işitiyorum ve görüyorum."
47- "Haydi ona gidin de deyin ki: Biz senin
Rabbinin elçileriyiz, İsrailoğulları'nı bizimle birlikte gönder ve onlara
(artık) azap verme. Sana Rabbinden bir ayetle geldik. Selam, hidayete tabi
olanların üzerine olsun."
48- "Gerçekten bize vahyolundu ki: Doğrusu
azap, yalanlayan ve yüz çevirenlerin üstünedir."
49- (Ona gidip aynı şeyleri
tekrarladıklarında, Firavun onlara) Dedi ki: "Sizin Rabbiniz kim ey Musa?"
50- Dedi ki: "Bizim Rabbimiz, herşeye
yaratılışını veren, sonra doğru yolunu gösterendir."
51- (Firavun) Dedi ki: "İlk çağlardaki
nesillerin durumu nedir öyleyse?"
52- Dedi ki: "Bunun bilgisi Rabbimin Katında
bir kitaptadır. Benim Rabbim şaşırmaz ve unutmaz."
53- "Ki (Rabbim), yeryüzünü sizin için bir
beşik kıldı, onda sizin için yollar döşedi ve gökten su indirdi; böylelikle
bununla her tür bitkiden çiftler çıkardık."
54- "Yiyin ve hayvanlarınızı otlatın.
Şüphesiz, bunda sağduyu sahipleri için elbette ayetler vardır.
55- Sizi ondan yarattık, ona geri vereceğiz
ve sizi bir kere daha ondan çıkaracağız.
56- Andolsun, Biz ona ayetlerimizin tümünü
gösterdik; fakat o, yalanladı ve ayak diretti.
57- Dedi ki: "Ey Musa, sen bizi sihrinle
yurdumuzdan sürüp çıkarmaya mı gelmiş bulunuyorsun?"
58- "Madem böyle, biz de sana buna benzer bir
sihirle geleceğiz; şimdi sen, bir 'buluşma zamanı ve yeri' tespit et, bizim
de, senin de karşı olamayacağımız açık, geniş bir yer olsun" dedi.
59- (Musa) Dedi ki: "Buluşma zamanımız,
(ülkenin ulusal) bayram günü ve insanların toplanacağı kuşluk vakti
(olsun)."
60- Böylelikle Firavun arkasını dönüp gitti,
hileli düzenini (yürütecek büyücüleri) biraraya getirdi, sonra geldi.
61- Musa onlara dedi ki: "Size yazıklar
olsun, Allah'a karşı yalan düzüp uydurmayın, sonra bir azap ile kökünüzü
kurutur. Yalan düzüp uyduran gerçekten yok olup gitmiştir."
62- Bunun üzerine, kendi aralarında
durumlarını tartışmaya başladılar ve gizli konuşmalara geçtiler.
63- Dediler ki: "Bunlar herhalde iki
sihirbazdır, sizi sihirleriyle yurdunuzdan sürüp-çıkarmak ve örnek olarak
tutturduğunuz yolunuzu (dininizi) yok etmek istemektedirler."
64- "Bundan ötürü, tuzaklarınızı biraraya
getirin, sonra gruplar halinde gelin; bugün üstünlük sağlayan, gerçekten
kurtuluşu bulmuştur."
65- "Ey Musa" dediler. Ya sen (asanı) at veya
önce biz atalım."
66- Dedi ki: "Hayır, siz atın." Sonra hemen
(ne görsün), sihirlerinden dolayı, onların ipleri ve asaları kendisine
gerçekten koşuyormuş gibi göründü.
67- Musa, bu yüzden kendi içinde bir tür
korku duymaya başladı.
68- "Korkma" dedik. "Muhakkak sen üstün
geleceksin."
69- "Sağ elindekini atıver, onların
yaptıklarını yutacaktır; çünkü onların yaptıkları yalnızca bir büyücü
hilesidir. Büyücü ise nereye varsa kurtulamaz."
70- Bunun üzerine büyücüler, secdeye
kapandılar: "Harun'un ve Musa'nın Rabbine iman ettik" dediler.
71- (Firavun) Dedi ki: "Ben size izin
vermeden önce ona inandınız öyle mi? Şüphesiz o, size büyüyü öğreten
büyüğünüzdür. O halde ben de sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak
keseceğim ve sizi hurma dallarında sallandıracağım. Siz de elbette,
hangimizin azabı daha şiddetliymiş ve daha sürekliymiş öğrenmiş
olacaksınız."
72- Dediler ki: "Bize gelen apaçık delillere
ve bizi yaratana seni asla 'tercih edip-seçmeyiz." Neyde hükmünü
yürütebileceksen, durmaksızın hükmünü yürüt; sen, yalnızca bu dünya
hayatında hükmünü yürütebilirsin."
73- "Gerçekten biz Rabbimiz'e iman ettik;
günahlarımızı ve sihir dolayısıyla bizi kendisine karşı
zorlayarak-sürüklediğin (suçumuzu) bağışlasın. Allah, daha hayırlıdır ve
daha süreklidir."
74- "Gerçek şu ki, kim Rabbine suçlu-günahkar
olarak gelirse, hiç şüphe yok, onun için cehennem vardır. Onun içinde ise,
ne ölebilir, ne dirilebilir."
75- "Kim O'na iman edip salih amellerde
bulunarak O'na gelirse, işte onlar, onlar için de yüksek dereceler vardır."
76- "İçlerinde ebedi kalacakları altından
ırmaklar akan Adn cennetleri de (onlarındır). Ve işte bu, arınmış olanın
karşılığıdır."
77- Andolsun, Biz Musa'ya vahyetmiştik:
"Kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, onlara denizde kuru bir yol aç,
yetişilmekten korkmadan ve endişeye kapılmadan."
78- Firavun ise, ordularıyla peşlerine düştü;
sulardan onları kaplayıveren kaplayıverdi.
79- Firavun, kendi kavmini şaşırtıp saptırdı
ve onları doğruya yöneltmedi.
80- Ey İsrailoğulları, andolsun, sizi
düşmanlarınızdan kurtardık. Tur'un sağ yanında sizinle vaadleştik ve
üzerinize kudret helvasıyla bıldırcın indirdik.
81- Size, rızık olarak verdiklerimizden temiz
olanlarından yiyin, bu konuda azgınlık yapmayın, yoksa gazabım üzerinize
kaçınılmaz olarak iner: Benim gazabım, kimin üzerine inerse, muhakkak o,
tepetaklak düşmüştür.
82- Gerçekten Ben, tevbe eden, inanan, salih
amellerde bulunup da sonra doğru yola erişen kimseyi şüphesiz
bağışlayıcıyım.
83- "Seni kavminden 'çarçabuk ayrılmaya iten'
nedir ey Musa?"
84- Dedi ki: "Onlar arkamda izim
üzerindedirler, hoşnut kalman için, Sana gelmekte acele ettim Rabbim."
85- Dedi ki: "Biz senden sonra kavmini deneme
(fitne)den geçirdik, Samiri onları şaşırtıp-saptırdı."
86- Bunun üzerine Musa, kavmine oldukça
kızgın, üzgün olarak döndü. Dedi ki: "Ey kavmim, Rabbiniz size güzel bir
vaadde bulunmadı mı? Size (verilen) söz (ya da süre) pek uzun mu geldi?
Yoksa Rabbinizden üzerinize kaçınılmaz bir gazabın inmesini mi istediniz de
bana verdiğiniz sözden caydınız?"
87- Dediler ki: "Biz sana verdiğimiz sözden
kendiliğimizden dönmedik, ancak o kavmin (Mısır halkının) süs eşyalarından
birtakım yükler yüklenmiştik, onları (ateşe) attık, böylece Samiri de attı."
88- Böylece onlara böğüren bir buzağı heykeli
döküp çıkardı, "İşte, sizin de ilahınız, Musa'nın ilahı budur; fakat (Musa)
unuttu" dediler.
89- Onun kendilerine bir sözle cevap
vermediğini ve onlara bir zarar veya fayda sağlamaya gücü olmadığını
görmüyorlar mı?
90- Andolsun, Harun bundan önce onlara: "Ey
kavmim, gerçekten siz bununla fitneye düşürüldünüz (denendiniz). Sizin asıl
Rabbiniz Rahman (olan Allah)dır; şu halde bana uyun ve emrime itaat edin"
demişti.
91- Demişlerdi ki: "Musa bize geri gelinceye
kadar ona (buzağıya) karşı bel büküp önünde eğilmekten kesinlikle
ayrılmayacağız."
92- (Musa da gelince:) "Ey Harun" demişti.
"Onların saptıklarını gördüğün zaman seni (Onlara müdahale etmekten)
alıkoyan neydi?"
93- "Niye bana uymadın, emrime baş mı
kaldırdın?"
94- Dedi ki: "Ey annemin oğlu, sakalımı ve
başımı tutup-yolma. Ben, senin: "İsrailoğulları arasında ayrılık çıkardın,
sözümü önemsemedin" demenden endişe edip korktum."
95- (Musa) Dedi ki: "Ya senin amacın nedir ey
Samiri?"
96- Dedi ki: "Ben onların görmediklerini
gördüm, böylece elçinin izinden bir avuç alıp atıverdim; böylelikle bana
bunu nefsim hoşa giden (bir şey) gösterdi."
97- Dedi ki: “Haydi çekip git, artık senin
hayatta (hakettiğin ceza: "Bana dokunulmasın") deyip yerinmendir." Ve
şüphesiz senin için kendisinden asla kaçınamayacağın (azap dolu) bir buluşma
zamanı vardır. Üstüne kapanıp bel bükerek önünde eğildiğin ilahına bir bak;
biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız."
98- "Sizin İlahınız yalnızca Allah'tır ki,
O'nun dışında İlah yoktur. O, ilim bakımından herşeyi kuşatmıştır."
99- Sana geçmişlerin haberlerinden bir
bölümünü böylece aktarıyoruz. Gerçekten, sana Katımız'dan bir zikir verdik.
100- Kim bundan yüz çevirirse, şüphesiz
kıyamet günü o, bir günah-yükü yüklenecektir.
101- O (yükün altı)nda ebedi olarak
kalıcıdırlar. Bu, kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür.
102- Sur'a üfürüleceği gün, Biz
suçlu-günahkarları o gün, (yüzleri kara, gözleri) gömgök (kaskatı ve kör)
olarak' toplayacağız.
103- (Dünyada) Yalnızca on (gün) kaldınız"
diye kendi aralarında fısıldaşacaklar.
104- Onların sözünü ettiklerini Biz daha iyi
biliyoruz. Tutulan yol bakımından onların daha üst olanları ise: "Siz
yalnızca bir gün kaldınız" derler.
105- Sana dağlar hakkında soruyorlar. De ki:
"Benim Rabbim, onları darmadağın edip savuracak"
106- "Yerlerini bomboş, çırçıplak
bırakacaktır."
107- "Orada ne bir eğrilik göreceksin, ne de
bir tümsek."
108- O gün, kendisinden sapma imkanı olamayan
çağırıcıya uyacaklar. Rahman (olan Allah)a karşı sesler kısılmıştır; artık
bir hırıltıdan başka bir şey işitemezsin.
109- O gün, Rahman (olan Allah)'ın kendisine
izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar
sağlamaz.
110- O, önlerindekini de, arkalarındakini de
bilir. Onlar ise, bilgi bakımından O'nu kavrayıp kuşatamazlar.
111- (Artık bütün) Yüzler, diri, kaim olanın
önünde eğik durmuştur ve zulüm yüklenen ise yok olup gitmiştir.
112- Kim de bir mü'min olarak, salih olan
amellerde bulunursa, artık o, ne zulümden korksun, ne hakkının eksik
tutulmasından.
113- Böylece Biz onu, Arapça bir Kur'an
olarak indirdik ve onda korkulacak şeyleri türlü şekillerde açıkladık;
umulur ki korkup-sakınırlar ya da onlar için düşünme (yeteneğini) oluşturur.
114- Hak olan, biricik hükümdar olan Allah
Yücedir. Onun vahyi sana gelip-tamamlanmadan evvel, Kur'an'ı (okumada) acele
etme ve de ki: "Rabbim, ilmimi arttır."
115- Andolsun, Biz bundan önce Adem'e ahid
vermiştik, fakat o, unutuverdi. Biz onda bir kararlılık bulmadık.
116- Hani Biz meleklere: "Adem'e secde edin"
demiştik, İblis'in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi, o, ayak diremişti.
117- Bunun üzerine dedik ki: "Ey Adem, bu
gerçekten sana ve eşine düşmandır; sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın,
sonra mutsuz olursun."
118- Şüphesiz ki, senin acıkmaman ve çıplak
kalmaman orda (cennette kalmana bağlı)dır."
119- Ve gerçekten sen burada susamayacaksın
ve güneş altında yanmayacaksın da."
120- Sonunda şeytan ona vesvese verdi; dedi
ki: "Sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü haber vereyim mi?"
121- Böylece ikisi ondan yediler, hemen
ardından ayıp yerleri kendilerine açılıverdi, üzerlerini cennet
yapraklarından yamayıp-örtmeye başladılar. Adem, Rabbine karşı gelmiş oldu
da şaşırıp-kaldı.
122- Sonra Rabbi onu seçti, tevbesini kabul
etti ve doğru yola iletti.
123- Dedi ki: "Kiminiz kiminize düşman
olarak, hepiniz ordan inin. Artık size Benden bir yol gösterici gelecektir;
kim Benim hidayetime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz."
124- "Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse,
artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve Biz onu kıyamet günü kör
olarak haşredeceğiz."
125- "O da (şöyle) demiş olur: -Ben görmekte
olan biriyken, beni niye kör olarak haşrettin Rabbim?"
126- (Allah da) Der ki: "İşte böyle, sana
ayetlerimiz gelmişti, fakat sen onları unuttun, bugün de sen işte böyle
unutulmaktasın."
127- İşte Biz ölçüsüzce davrananları ve
Rabbinin ayetlerine inanmayanları böyle cezalandırırız; ahiretin azabı ise
gerçekten daha şiddetli ve daha süreklidir.
128- Kendilerinden önceki nesillerden
nicelerini yıkıma uğratmamız, onları doğruya yöneltmedi mi? (Oysa bugün
kendileri) onların kaldıkları yerlerde (tarihi kalıntıları üzerinde) gezinip
duruyorlar. Şüphesiz bunda sağduyu sahipleri için ayetler vardır.
129- Eğer Rabbinden geçmiş bir söz ve adı
konulmuş (belirlenmiş) bir süre (ecel) olmasaydı muhakkak (yıkım azabı)
kaçınılmaz olurdu.
130- Şu halde onların söylediklerine karşı
sabırlı ol, güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tesbih et
(yücelt). Gecenin bir bölümünde ve gündüzün uçlarında da tesbihte bulun ki
hoşnut olabilesin.
131- Onlardan bazı gruplara, kendilerini
denemek için yararlandırdığımız dünya hayatının süsüne gözünü dikme. Senin
Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha süreklidir.
132- Ehline (ümmetine) namazı emret ve onda
kararlı davran. Biz senden rızık istemiyoruz, Biz sana rızık veriyoruz.
Sonuç da takvanındır.
133- Dediler ki: "Bize kendi Rabbinden bir
ayet (mucize) getirmesi gerekmez miydi?" Onlara önceki kitaplarda açık
belgeler gelmedi mi?
134- Eğer Biz onları bundan önceki bir azap
ile yıkıma uğratmış olsaydık, şüphesiz diyeceklerdi ki: "Rabbimiz, bize bir
elçi gönderseydin de, küçülmeden ve aşağılanmadan önce Senin ayetlerine tabi
olsaydık."
135- De ki: "Herkes gözetlemektedir; siz de
gözleyip durun. Sonunda, dümdüz (dosdoğru) yolun sahipleri kimlermiş ve
doğru yola ulaşan kimlermiş, pek yakında öğreneceksiniz."
◄GERİ
Kuran-ı Kerim mealinin hazırlanmasında
www.harunyahya.org sitesi
bilgilerinden yararlanılmıştır. Allah İslam dininin yükselmesi için çalışan
herkesten razı olsun. www.etarih.net |