|
HAZIRLAYAN: ALİ BULAÇ
KASAS SURESİ
Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla
1- Ta, Sin, Mim.
2- Bunlar, apaçık Kitab'ın ayetleridir.
3- Mü'min olan bir kavim için hak olmak
üzere, Musa ve Firavun'un haberinden (bir bölümünü) sana okuyacağız.
4- Gerçek şu ki, Firavun yeryüzünde
(Mısır'da) büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp bölmüştü;
onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıp
kadınlarını diri bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı.
5- Biz ise, yeryüzünde güçten düşürülenlere
lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak istiyoruz.
6- Ve (istiyoruz ki) onları yeryüzünde
'iktidar sahipleri olarak yerleşik kılalım', Firavun'a, Haman'a ve
askerlerine, onlardan sakındıkları şeyi gösterelim.
7- Musa'nın annesine: "Onu emzir, şayet onun
için korkacak olursan, onu suya bırak, korkma ve üzülme; çünkü onu Biz sana
tekrar geri vereceğiz ve onu gönderilen (elçilerden) kılacağız" diye
vahyettik (bildirdik).
8- Nihayet Firavun'un ailesi, onu (ileride
bilmeksizin) kendileri için bir düşman ve üzüntü konusu olsun diye sahipsiz
görüp aldılar. Gerçekte Firavun, Haman ve askerleri bir yanılgı içindeydi.
9- Firavun'un karısı dedi ki: "Benim için de,
senin için de bir göz bebeği; onu öldürmeyin; umulur ki bize yararı dokunur
veya onu evlat ediniriz." Oysa onlar (başlarına geleceklerin) şuurunda
değillerdi.
10- Musa'nın annesi ise, yüreği boşluk içinde
sabahladı. Eğer mü'minlerden olması için kalbi üzerinde (sabrı ve
dayanıklılığı) pekiştirmemiş olsaydık, neredeyse onu(n durumunu) açığa
vuracaktı.
11- Ve onun kız kardeşine: "Onu izle," dedi.
Böylece o da, kendileri farkında değilken onu uzaktan gözetledi.
12- Biz, daha önce ona süt analarını haram
etmiştik. (Kız kardeşi:) "Ben, sizin adınıza onun bakımını üstlenecek ve ona
öğüt verecek (veya eğitecek) bir aileyi size bildireyim mi?" dedi.
13- Böylelikle, gözünün aydın olması,
üzülmemesi ve gerçekten Allah'ın va'dinin hak olduğunu bilmesi için, onu
annesine geri vermiş olduk. Ancak onların çoğu bilmezler.
14- O, erginlik çağına ulaşıp olgunlaşınca,
ona bir 'hüküm ve hikmet' ve ilim verdik. Biz iyilikte bulunanları işte
böyle ödüllendiririz.
15- (Musa) Halkının haberi olmadığı bir
zamanda şehre girdi, orda kavga etmekte olan iki adam buldu; bu kendi
taraftarlarından, şu da düşmanlarından. Derken taraftarlarından olan,
düşmanlarından olana karşı ondan yardım istedi. Bunun üzerine ona bir yumruk
attı ve işini bitiriverdi. (Sonra da:) "Bu şeytanın işindendir; o, gerçekten
açıkça saptırıcı bir düşmandır" dedi.
16- Dedi ki: "Rabbim, gerçekten, ben kendi
nefsime zulmettim, artık beni bağışla." Böylece (Allah) onu bağışladı.
Şüphesiz. O, bağışlayandır, esirgeyendir.
17- Dedi ki: "Rabbim, bana verdiğin nimetler
adına, artık suçlu günahkarlara destekçi olmayacağım."
18- Böylece şehirde korku içinde (çevreyi)
gözetleyerek sabahladı. Derken, bir de baktı ki, dün kendisinden yardım
isteyen (kişi, bugün de) kendisine yardım için bağırıyor. Musa, ona dedi ki:
"Sen açıkça bir azgınsın."
19- Sonunda ikisinin de düşmanı olan (adam)ı
yakalamak isterken (adam ona) dedi ki: "Ey Musa dün birini öldürdüğün gibi,
bugün de beni mi öldürmek istiyorsun? Sen yeryüzünde yalnızca bir zorba
olmak istiyorsun, ıslah edicilerden olmak istemiyorsun."
20- Şehrin öbür yakasından bir adam koşarak
gelip dedi ki: "Ey Musa, önde gelenler, seni öldürmek konusunda aralarında
görüşmektedirler, artık sen çık git; gerçekten ben sana öğüt verenlerdenim."
21- Böylece oradan korku içinde (çevreyi)
gözetleyerek çıkıp gitti: "Rabbim, zalimler topluluğundan beni kurtar" dedi.
22- Medyen'e doğru yöneldiğinde de: "Umarım
Rabbim, beni doğru bir yola yöneltip iletir" dedi.
23- Medyen suyuna vardığı zaman, su almakta
olan bir insan topluluğu buldu. Onların gerisinde de (hayvanları su başına
götürmekten çekinen) iki kadın buldu. Dedi ki: "Bu durumunuz ne?" "Çobanlar
sürülerini sulamadıkça, biz sürülerimizi sulayamayız; babamız, yaşı
ilerlemiş bir ihtiyardır." dediler.
24- Hemencecik onların sürülerini suladı,
sonra yine gölgeye çekilerek dedi ki: "Rabbim, doğrusu bana indirdiğin her
hayra muhtacım."
25- Çok geçmeden, o iki (kadın)dan biri,
(utana utana) yürüyerek ona geldi. "Babam, bizim için sürüleri sulamana
karşılık sana mükafaat vermek üzere seni davet etmektedir." dedi. Bunun
üzerine ona gelip de olup bitenleri anlatınca o: "Korkma" dedi. "Zalimler
topluluğundan kurtulmuş oldun."
26- O (kadın)lardan biri dedi ki: "Ey
babacığım, onu ücretli olarak tut; çünkü ücretle tuttuklarının en hayırlısı
gerçekten o kuvvetli, güvenilir (biri)dir."
27- (Babaları) Dedi ki: "Doğrusu ben, sekiz
yıl bana hizmet etmene karşılık olmak üzere, şu iki kızımdan birini sana
nikahlamak istiyorum; şayet on (yıl)a tamamlayacak olursan, artık o da
senden. Ben sana zorluk çıkarmak istemem; beni de inşaAllah salih olanlardan
bulacaksın."
28- (Musa) Dedi ki: "Bu, benimle senin aranda
olan (bir antlaşma)dır. Bu durumda iki süreden hangisini yerine getirirsem,
artık bana karşı bir haksızlık söz konusu olamaz. Allah, söylediklerimize
vekildir."
29- Böylelikle Musa, süreyi tamamlayıp
ailesiyle birlikte yola koyulunca, Tur tarafında bir ateş gördü. Ailesine:
"Siz durun, gerçekten bir ateş gördüm; umarım ondan ya bir haber, ya da
ısınmanız için bir kor parçası getiririm" dedi.
30- Derken oraya geldiğinde, o kutlu yerdeki
vadinin sağ yanında olan bir ağaçtan: "Ey Musa, Alemlerin Rabbi olan Allah
Benim;" diye seslenildi.
31- "Asanı bırak." (Attıktan hemen sonra)
onun şimdi bir yılan gibi hareket ettiğini görünce, arkasına dönüp
bakmaksızın kaçmaya başladı. "Ey Musa, dön ve korkuya kapılma. Şüphesiz
güvendesin."
32- "Elini koynuna sok, kusursuz olarak
bembeyaz çıksın. Ve (her türlü) dehşetten yana kanatlarını kendine doğru
çek. İşte bunlar, senin Rabbinden Firavun ve önde gelen adamlarına iki
kesin-kanıt (mucize)dır. Gerçekten onlar, fasık bir topluluktur."
33- Dedi ki: "Rabbim, gerçekten onlardan bir
kişi öldürdüm, beni öldürmelerinden korkuyorum."
34- "Ve kardeşim Harun; dil bakımından o
benden daha düzgün konuşmaktadır, onu da benimle birlikte bir yardımcı
olarak gönder, beni doğrulasın. Çünkü onların beni yalanlamalarından
korkuyorum."
35- (Allah) Dedi ki: "Pazunu kardeşinle
pekiştirip güçlendireceğiz; sizin ikinize de öyle bir 'güç ve yetki'
vereceğiz ki, ayetlerimiz sayesinde size erişemeyecekler. Siz ve size
uyanlar galip olanlarsınız."
36- Musa, onlara apaçık olan ayetlerimizle
geldiği zaman: "Bu, düzüp uydurulmuş bir büyüden başkası değildir. Biz
geçmiş atalarımızdan bunu işitmedik" dediler.
37- Musa dedi ki: "Rabbim, kimin Kendisi'nden
bir hidayetle geldiğini ve bu (dünya) yurdun(un) sonucunun kime ait
olacağını daha iyi bilir. Gerçekten, zulmedenler, felah bulmazlar."
38- Firavun dedi ki: "Ey önde gelenler, sizin
için benden başka ilah olduğunu bilmiyorum. Ey Haman, çamurun üstünde bir
ateş yak da, bana yüksekçe bir kule inşa et, belki Musa'nın ilahına çıkarım
çünkü gerçekten ben onu yalancılardan (biri) sanıyorum."
39- O ve askerleri, yeryüzünde haksız yere
büyüklendiler ve gerçekten Bize döndürülmeyeceklerini sandılar.
40- Bunun üzerine, onu ve askerlerini tutup
suya attık. Böylelikle zulmedenlerin nasıl bir sona uğradıklarına bir bak.
41- Biz, onları ateşe çağıran önderler
kıldık; kıyamet günü yardım görmezler.
42- Bu dünya hayatında onların arkasına lanet
düşürdük; kıyamet gününde ise, onlar çirkinleştirilmiş olanlardır.
43- Andolsun, ilk nesilleri yıkıma
uğrattıktan sonra, Musa'ya, insanlar için (gözleri hikmetle açıp
aydınlatacak) basiretler, hidayet ve rahmet olmak üzere kitap verdik. Umulur
ki, öğüt alıp-düşünürler diye.
44- Musa'ya o işi (ilahi vahyi verip)
gerçekleştirdiğimiz zaman, sen (Tur'un) batı yanında değildin ve (buna)
şahid olanlardan da değildin.
45- Ancak Biz birçok nesiller inşa ettik de
onların üzerinde (nice) ömür(ler) uzayıp geçti. Ve sen Medyen halkı içinde
yaşayıp da ayetlerimizi onlardan okuyarak öğrenmiş değilsin. Ancak (bu
bilgileri sana) gönderen Biziz.
46- (Musa'ya) Seslendiğimiz zaman da, sen
Tur'un yanında değildin. Ancak Rabbinden bir rahmet olmak üzere senden önce
kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi uyarman için (gönderildin).
Umulur ki, öğüt alıp düşünürler diye.
47- Kendi ellerinin öne sürdükleri
dolayısıyla, onlara bir musibet isabet ettiğinde: "Rabbimiz, bize de bir
elçi gönderseydin de böylece Senin ayetlerine uysaydık ve mü'minlerden
olsaydık" diyecek olmasalardı (seni göndermezdik).
48- Fakat onlara Kendi Katımız'dan hak
geldiği zaman: "Musa'ya verilenlerin bir benzeri buna verilmeli değil
miydi?" dediler. Onlar, daha önce Musa'ya verilenleri inkar etmemişler
miydi? "İki büyü birbirine arka çıktı" dediler. Ve: "Gerçekten biz hepsini
inkar edenleriz" dediler.
49- De ki: "Eğer doğruysanız, bu durumda
Allah Katından bu ikisinden (Musa'ya indirilen Tevrat ve bana indirilen
Kur'an'dan) daha doğru olan bir kitap getirin de, ona uymuş olayım."
50- Buna rağmen sana icabet etmeyecek
olurlarsa, artık bil ki, onlar, gerçekten kendi heva (istek ve tutku)larına
uymaktadırlar. Oysa Allah'tan bir kılavuz (doğru yol gösterici) olmaksızın,
kendi istek ve tutkularına (hevasına) uyandan daha sapık kimdir? Şüphesiz
Allah, zulmeden bir kavme hidayet vermez.
51- Andolsun, Biz öğüt alıp-düşünsünler diye,
sözü birbiri ardınca dizip-indirdik.
52- Bu (Kur'an)dan önce, kitap verdiklerimiz
buna inanmaktadırlar.
53- Onlara okunduğu zaman: "Biz ona inandık,
gerçekten o, Rabbimiz'den olan bir haktır, şüphesiz biz bundan önce de
Müslümanlar idik" derler.
54- İşte onlar; sabretmeleri dolayısıyla
ecirleri iki defa verilir ve onlar kötülüğü iyilikle uzaklaştırıp
kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.
55- 'Boş ve yararsız olan sözü' işittikleri
zaman ondan yüz çevirirler ve: "Bizim yapıp-ettiklerimiz bizim, sizin
yapıp-ettikleriniz sizindir; size selam olsun, biz cahilleri benimsemeyiz"
derler.
56- Gerçek şu ki, sen, sevdiğini hidayete
erdiremezsin, ancak Allah, dilediğini hidayete erdirir; O, hidayete erecek
olanları daha iyi bilendir.
57- Dediler ki: "Eğer seninle birlikte
hidayete uyacak olursak, yerimizden (yurdumuzdan ve konumumuzdan)
çekilip-kopartılırız." Oysa Biz onları, Kendi Katımız'dan bir rızık olarak
herşeyin ürününün aktarılıp toplandığı, güvenli bir haremde yerleşik
kılmadık mı? Fakat onların çoğu bilmiyorlar.
58- Biz, yaşama biçimleriyle 'refah içinde
şımarıp azmış' nice şehri yıkıma uğrattık. İşte meskenleri; çok az (bir
zaman) dışında (onlarda) kendilerinden sonra oturulabilmiş değildir.
(Onlara) Varis olanlar Biziz.
59- Senin Rabbin, 'ana yerleşim merkezlerine'
onlara ayetlerimizi okuyan bir elçi göndermedikçe şehirleri yıkıma uğratıcı
değildir. Ve Biz, halkı zulmeden şehirlerden başkasını da yıkıma uğratıcı
değiliz.
60- Size verilen herşey, yalnızca dünya
hayatının metaı ve süsüdür. Allah Katında olan ise, daha hayırlı ve daha
süreklidir. Yine de, akıllanmayacak mısınız?
61- Şimdi, kendisine güzel bir vaadde
bulunduğumuz, dolayısıyla ona kavuşan kişi, dünya hayatının metaı ile
metalandırdığımız sonra kıyamet günü (azaba uğramak için) hazır bulundurulan
kişi gibi midir?
62- O gün (Allah) onlara seslenerek: "Bana
ortak olarak öne sürdükleriniz nerede?" der.
63- Üzerlerine (azap) sözü hak olanlar derler
ki: "Rabbimiz, işte bizim azdırıp-saptırdıklarımız bunlar; kendimiz azıp
saptığımız gibi, onları da azdırıp saptırdık. (Şimdiyse) Sana (gelip
onlardan) uzaklaşmış bulunmaktayız. Onlar bize tapıyor da değillerdi.
64- Denir ki: "Ortaklarınızı çağırın."
Böylelikle çağırırlar, ama kendilerine cevap vermezler ve azabı görürler.
Hidayet bulmuş olsalardı ne olurdu.
65- O gün (Allah) onlara seslenerek:
"Gönderilen (elçilere) ne cevab verdiniz?" der.
66- Artık o gün, haberler onlar için
körelmiştir; birbirlerine de soramazlar.
67- Ancak kim tevbe edip iman eder ve salih
amellerde bulunursa artık kurtuluşa erenlerden olmayı umabilir.
68- Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer;
seçim onlara ait değildir. Allah, onların ortak koştuklarından münezzehtir,
Yücedir.
69- Rabbin onların göğüslerinin
sakladıklarını ve açığa vurduklarını bilir.
70- O, Allah'tır, Kendisi'nden başka İlah
yoktur. İlkte de, sonda da hamd O'nundur. Hüküm O'nundur ve O'na
döndürüleceksiniz.
71- De ki: "Gördünüz mü söyleyin; Allah,
kıyamet gününe kadar geceyi sizin üzerinizde kesintisizce sürdürecek olsa,
Allah'ın dışında size aydınlık verecek İlah kimdir? Yine de dinlemeyecek
misiniz?"
72- De ki: "Gördünüz mü söyleyin, Allah
kıyamet gününe kadar gündüzü sizin üzerinizde kesintisizce sürdürecek olsa
Allah'ın dışında size içinde dinleneceğiniz geceyi getirecek İlah kimdir?
Yine de görmeyecek misiniz?
73- Kendi rahmetinden olmak üzere O, sizin
için, dinlenmeniz ve O'nun fazlından (geçiminizi) aramanız için geceyi ve
gündüzü var etti. Umulur ki şükredersiniz.
74- O gün (Allah) onlara seslenerek: "Bana
ortak olarak öne sürdükleriniz nerede" der.
75- Her ümmetten bir şahid ayırıp çıkardık
da: "Kesin-kanıt (burhan)ınızı getirin" dedik. Artık öğrenmiş oldular ki,
hak, gerçekten Allah'ındır ve düzüp uydurdukları kendilerinden
uzaklaşıp-kaybolmuşlardır.
76- Gerçek şu ki, Karun, Musa'nın
kavmindendi, ancak onlara karşı azgınlaştı. Biz, ona öyle hazineler
vermiştik ki, anahtarları, birlikte (taşımaya) davranan güçlü bir topluluğa
ağır geliyordu. Hani kavmi ona demişti ki: "Şımararak sevinme, çünkü Allah,
şımararak sevince kapılanları sevmez."
77- "Allah'ın sana verdiğiyle ahiret yurdunu
ara, dünyadan da kendi payını (nasibini) unutma. Allah'ın sana ihsan ettiği
gibi, sen de ihsanda bulun ve yeryüzünde bozgunculuk arama. Çünkü Allah,
bozgunculuk yapanları sevmez."
78- Dedi ki: "Bu, bende olan bir bilgi
dolayısıyla bana verilmiştir." Bilmez mi, ki gerçekten Allah, kendisinden
önceki nesillerden kuvvet bakımından kendisinden daha güçlü ve insan-sayısı
bakımından daha çok olan kimseleri yıkıma uğratmıştır. Suçlu-günahkarlardan
kendi günahları sorulmaz.
79- Böylelikle kendi ihtişamlı-süsü içinde
kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını istemekte olanlar: "Ah keşke,
Karun'a verilenin bir benzeri bizim de olsaydı. Gerçekten o, büyük bir pay
sahibidir" dediler.
80- Kendilerine ilim verilenler ise:
"Yazıklar olsun size, Allah'ın sevabı, iman eden ve salih amellerde bulunan
kimse için daha hayırlıdır; buna da sabredenlerden başkası kavuşturulmaz"
dediler.
81- Sonunda onu da, konağını da yerin dibine
geçirdik. Böylece Allah'a karşı ona yardım edecek bir topluluğu olmadı. Ve
o, kendi kendine yardım edebileceklerden de değildi.
82- Dün, onun yerinde olmayı dileyenler,
sabahladıklarında: "Vay, demek ki Allah, kullarından dilediğinin rızkını
genişletip-yaymakta ve kısıp-daraltmaktadır. Eğer Allah, bize lütfetmiş
olmasaydı, bizi de şüphesiz batırırdı. Vay, demek gerçekten inkar edenler
felah bulamaz" demeye başladılar.
83- İşte ahiret yurdu; Biz onu, yeryüzünde
büyüklenmeyenlere ve bozgunculuk yapmak istemeyenlere (armağan) kılarız.
(Güzel) Sonuç takva sahiplerinindir.
84- Kim bir iyilikle gelirse, artık onun için
daha hayırlısı vardır; kim bir kötülükle gelirse, artık kötülükleri
yapanlar, yalnızca yaptıklarıyla karşılık görürler.
85- Şüphesiz, sana Kur'an'ı farz kılan, seni
dönülecek yere elbette döndürecektir. De ki: "Rabbim, hidayetle geleni de,
açıkça bir sapıklık içinde olanı da daha iyi bilmektedir."
86- Kitab'ın sana (kalbine vahy ile)
bırakılacağını umud etmezdin; (bu,) Rabbinden ancak bir rahmettir. Öyleyse
sakın kafirlere arka olma.
87- Sana indirildikten sonra, sakın seni
Allah'ın ayetlerinden alıkoymasınlar. Sen Rabbine çağır ve sakın
müşriklerden olma.
88- Ve Allah ile beraber başka bir İlah'a
tapma. O'ndan başka İlah yoktur. O'nun yüzünden (zatından) başka herşey
helak olucudur. Hüküm O'nundur ve siz O'na döndürüleceksiniz.
◄GERİ
Kuran-ı Kerim mealinin hazırlanmasında
www.harunyahya.org sitesi
bilgilerinden yararlanılmıştır. Allah İslam dininin yükselmesi için çalışan
herkesten razı olsun. www.etarih.net |