|
HAZIRLAYAN: ALİ BULAÇ
RUM SURESİ
Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla
1- Elif, Lam, Mim.
2- Rum (orduları) yenilgiye uğradı.
3- Yakın bir yerde. Ama onlar,
yenilgilerinden sonra yeneceklerdir.
4- Birkaç yıl içinde. Bundan önce de, sonra
da emir Allah'ındır. Ve o gün mü'minler sevineceklerdir.
5- Allah'ın yardımıyla. O, dilediğine yardım
eder. O, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
6- (Bu,) Allah'ın va’didir; Allah, vadinden
geri dönmez. Ancak insanların çoğu bilmezler.
7- Onlar, dünya hayatından (yalnızca) dışta
olanı bilirler. Ahiretten ise gafil olanlardır.
8- Kendi nefisleri konusunda düşünmüyorlar
mı? Allah, gökleri, yeri ve bu ikisi arasında olanları ancak hak ile ve
belirlenmiş bir süre (ecel) olarak yaratmıştır. Gerçekten, insanlardan çoğu
Rablerine kavuşmayı inkar ediyorlar.
9- Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı? Böylece
kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görsünler. Onlar, güç
bakımından kendilerinden daha üstün idiler, toprağı alt-üst etmişler
(ekmişler, madenler, sular arayıp çıkarmışlar) ve onu, kendilerinin imar
ettiğinden daha çok imar etmişlerdi. Elçileri de, onlara açık delillerle
gelmişti. Demek ki Allah onlara zulmetmiyordu, ancak onlar kendi nefislerine
zulmediyorlardı.
10- Sonra kötülük yapanların uğradıkları son,
Allah'ın ayetlerini yalanlamaları ve alay konusu edinmeleri dolayısıyla çok
kötü oldu.
11- Allah, yaratmayı başlatır, sonra onu iade
eder, sonra da siz O'na döndürülürsünüz.
12- Kıyamet-saatinin kopacağı gün,
suçlu-günahkarlar umutsuzca yıkılırlar.
13- (Allah'a eş koştukları) Ortaklarından
kendilerine şefaatçi olan yoktur; onlar, ortaklarını inkar ediyorlar.
14- Kıyamet-saatinin kopacağı gün,
(mü'minlerle kafirler birbirlerinden) ayrılırlar.
15- Böylece iman edip salih amellerde
bulunanlar; artık onlar 'bir cennet bahçesinde' 'sevinç içinde
ağırlanırlar'.
16- Ancak inkar edip ayetlerimizi ve ahirete
kavuşmayı yalanlayanlar ise; artık onlar da azap için hazır bulundurulurlar.
17- Öyleyse akşama girdiğiniz vakit de,
sabaha erdiğiniz vakit de Allah'ı tesbih edip (yüceltin).
18- Hamd O'nundur; göklerde ve yerde, günün
sonunda ve öğleye erdiğiniz vakit de.
19- O ölüden diriyi çıkarır ve diriden ölüyü
çıkarır, ölümünden sonra da yeri diriltir. İşte siz de böyle
çıkarılacaksınız.
20- Sizi topraktan yaratmış bulunması, O'nun
ayetlerindendir; sonra siz, (yeryüzünün her yanına) yayılmakta olan bir
beşer (türü) oldunuz.
21- Onda 'sükun bulup durulmanız' için, size
kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet
kılması da, O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim
için gerçekten ayetler vardır.
22- Göklerin ve yerin yaratılması ile
dillerinizin ve renklerinizin ayrı olması, O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz
bunda, alimler için gerçekten ayetler vardır.
23- Geceleyin ve gündüzün uyumanız ile O'nun
fazlından (geçiminizi temin için rızkınızı) aramanız, O'nun ayetlerindendir.
Şüphesiz işitebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır.
24- Size bir korku ve umut (unsuru) olarak
şimşeği göstermesi ile gökten su indirmek suretiyle ölümünden sonra yeri
onunla diriltmesi de, O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, aklını
kullanabilecek bir kavim için gerçekten ayetler vardır.
25- Göğün ve yerin O'nun emriyle (hareketten
kesilip olduğu yerde veya bu düzen içinde) durması da, O'nun
ayetlerindendir. Sonra sizi yerden (toprağın altından) bir (kere) çağırma
ile çağırdığı zaman, hemencecik siz (bir de bakarsınız ki) çıkarılmışsınız.
26- Göklerde ve yerde bulunanlar O'nundur;
hepsi O'na 'gönülden boyun eğmiş' bulunuyorlar.
27- Yaratmayı başlatan, sonra onu iade edecek
olan O'dur; bu O'na göre pek kolaydır. Göklerde ve yerde en Yüce misal
O'nundur. O, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
28- Size kendi nefislerinizden bir örnek
verdi: "Size rızık olarak verdiğimiz şeylerde, sağ ellerinizin malik
olduklarınızdan, sizinle eşit olup kendi kendinizden korktuğunuz gibi
kendilerinden de korktuğunuz (veya çekinip saygı duyduğunuz) ortaklar var
mıdır? “İşte Biz, aklını kullanabilen bir kavim için ayetleri böyle birer
birer açıklarız.
29- Hayır, zulmedenler, hiçbir bilgiye
dayanmaksızın kendi heva (istek ve tutku)larına uymuşlardır. Allah'ın
saptırdığını kim hidayete erdirebilir? Onların hiçbir yardımcıları yoktur.
30- Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir
hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine
yaratmıştır. Allah'ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik
ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler.
31- 'Gönülden katıksız bağlılar' olarak, O'na
yönelin ve O'ndan korkup-sakının, dosdoğru namazı kılın ve müşriklerden
olmayın.
32- (O müşrikler ki,) Kendi dinlerini
fırkalara ayırmış ve kendileri de parça parça olmuşlardır; ki her grup kendi
elindekiyle övünüp sevinç duymaktadır.
33- İnsanlara bir zarar dokunduğu zaman,
'gönülden katıksız bağlılar' olarak, Rablerine dua ederler; sonra kendinden
onlara bir rahmet taddırınca hemencecik bir grup Rablerine şirk koşarlar.
34- Kendilerine (nimet olarak) verdiklerimize
nankörlük etsinler diye. Öyleyse metalanıp-yararlanın, artık yakında
bileceksiniz.
35- Yoksa Biz, onlara ispatlı bir delil
indirdik de, o mu O'na ortak koşmalarını söylüyor?
36- Biz insanlara bir rahmet taddırdığımız
zaman, onunla sevinirler; kendi ellerinin takdim ettiği dolayısıyla onlara
bir kötülük isabet ettiğinde, hemen umutsuzluğa kapılırlar.
37- Görmüyorlar mı ki, Allah, dilediğine
rızkı yayıp-genişletir ve kısar da. Şüphesiz bunda, iman eden bir kavim için
gerçekten ayetler vardır.
38- Öyleyse yakınlara hakkını ver, yoksula
da, yolcuya da. Allah'ın yüzünü (rızasını) isteyenler için bu daha
hayırlıdır ve felaha erenler onlardır.
39- İnsanların mallarından artsın diye,
verdiğiniz faiz Allah Katında artmaz. Ama Allah'ın yüzünü (rızasını)
isteyerek verdiğiniz zekat ise, işte (sevablarını ve gelirlerini) kat kat
arttıranlar onlardır.
40- Allah; sizi yarattı, sonra size rızık
verdi, sonra sizi öldürmekte, daha sonra sizi diriltmektedir.
Ortaklarınızdan bunlardan herhangi birini yapacak var mı? O, şirk
koştuklarından münezzeh ve Yücedir.
41- İnsanların kendi ellerinin kazandığı
dolayısıyla, karada ve denizde fesad ortaya çıktı. Umulur ki, dönerler diye
(Allah) onlara yaptıklarının bir kısmını kendilerine taddırmaktadır.
42- De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın, böylece
daha öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görün. Onların çoğu müşrik
kimselerdi."
43- Öyleyse sen, Allah'tan (bir takdir
olarak) geri çevrilmesi mümkün olmayan gün gelmeden önce, yüzünü dimdik
ayakta duran dine çevir. O gün parça parça bölünecekler.
44- Kim inkar ederse, artık onun inkarı kendi
aleyhinedir; kim salih bir amelde bulunursa, artık onlar kendi lehlerine
olarak (cennetteki yerlerini) döşeyip hazırlamaktadırlar.
45- (Bu, Allah'ın) Kendi fazlından iman edip
salih amellerde bulunanları ödüllendirmesi içindir. Şüphesiz O, kafirleri
sevmez.
46- Size Kendi rahmetinden taddırması,
emriyle gemileri yürütmesi ve O'nun fazlından (rızkınızı) aramanız ile
umulur ki şükretmeniz için, rüzgarları müjde vericiler olarak göndermesi,
O'nun ayetlerindendir.
47- Andolsun, Biz senden önce kendi
kavimlerine elçiler gönderdik de onlara apaçık belgeler getirdiler; böylece
Biz de suçlu günahkarlardan intikam aldık. İman edenlere yardım etmek ise,
Bizim üzerimizde bir haktır.
48- Allah, rüzgarları gönderir, böylece bir
bulut kaldırır da onu nasıl dilerse gökte yayıp-dağıtır ve onu parça parça
kılar; nihayet onun arasından yağmurun akıp çıktığını görürsün. Sonunda
Kendi kullarından dilediğine verince, hemen sevince kapılıverirler.
49- Oysa onlar, bundan önce (yağmurun)
üzerine inmesinden evvel umutlarını kesmişlerdi.
50- Şimdi Allah'ın rahmetinin eserlerine bak;
ölümünden sonra yeryüzünü nasıl diriltmektedir? Şüphesiz O, ölüleri de
gerçekten diriltecektir. O, herşeye güç yetirendir.
51- Andolsun, Biz bir rüzgar göndersek de
onu(n ekinini) sararmış görseler, mutlaka ardından nankörlük ederler.
52- Şimdi sen, ölülere (söz) duyuramazsın ve
arkalarını dönüp giden sağırlara da çağrıyı duyuramazsın.
53- Ve sen kendi sapıklıkları içinde kör
olanları da doğruya iletici değilsin. Sen yalnızca, Bizim ayetlerimize iman
edenlere duyurabilirsin ki onlar Müslümanlardır.
54- Allah, sizi bir za'ftan yarattı, sonra
(bu) za'fın ardından bir kuvvet kıldı, sonra bu kuvvetin ardından da bir
za'f ve yaşlılık verdi. Dilediğini yaratır. O, bilendir, güç yetirendir.
55- Kıyamet-saatinin kopacağı gün,
suçlu-günahkarlar, tek bir saatin dışında (dünya hayatı) yaşamadıklarına and
içerler. İşte onlar böyle çevriliyorlardı.
56- Kendilerine ilim ve iman verilenler ise,
dediler ki: "Andolsun, siz Allah'ın Kitabında (yazılı süre boyunca) diriliş
gününe kadar yaşadınız; işte bu dirilme günüdür. Ancak siz bilmiyordunuz."
57- Artık o gün, zulmedenlerin ne mazeretleri
bir yarar sağlayacak, ne (Allah'tan) hoşnutluk dilekleri kabul edilecektir.
58- Andolsun, Biz bu Kur'an'da insanlar için
her örneği gösterdik. Şüphesiz, sen onlara bir ayetle geldiğin zaman, o
inkar edenler, mutlaka: "Siz ancak muptil olanlardan başkası değilsiniz"
derler.
59- İşte Allah, bilmeyenlerin kalplerini
böyle mühürler.
60- Öyleyse sen sabret; şüphesiz Allah'ın
va'di haktır; kesin bilgiyle inanmayanlar sakın seni telaşa
kaptırıp-hafifliğe (veya gevşekliğe) sürüklemesinler.
Kuran-ı Kerim mealinin hazırlanmasında
www.harunyahya.org sitesi
bilgilerinden yararlanılmıştır. Allah İslam dininin yükselmesi için çalışan
herkesten razı olsun.
www.etarih.net
|