|
HAZIRLAYAN: ALİ BULAÇ
FATIR SURESİ
Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla
1- Hamd, gökleri ve yeri yaratan, ikişer,
üçer ve dörder kanatlı melekleri elçiler kılan Allah'ındır; O, yaratmada
dilediğini arttırır. Şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir.
2- Allah, insanlar için rahmetinden her neyi
açacak olsa, artık onu kısıp-tutacak yoktur; her neyi kısar-tutarsa, artık
onu da ondan sonra salıverecek yoktur. O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve
hikmet sahibidir.
3- Ey insanlar, Allah'ın üzerinizdeki
nimetini anın. Gökten ve yerden sizi rızıklandıran Allah'ın dışında bir
başka Yaratıcı var mı? O'ndan başka İlah yoktur. Öyleyse nasıl olur da
çevriliyorsunuz?
4- Eğer seni yalanlıyorlarsa, senden önceki
elçiler de yalanlandı. (En sonunda bütün) İşler Allah'a döndürülür.
5- Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah'ın va'di
haktır; öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah
ile (Allah'ın adını kullanarak) aldatmasın.
6- Gerçek şu ki, şeytan sizin düşmanınızdır,
öyleyse siz de onu düşman edinin. O, kendi grubunu, ancak çılgınca yanan
ateşin halkından olmağa çağırır.
7- O inkar edenler; onlar için şiddetli bir
azap vardır. İman edip salih amellerde bulunanlar ise; onlar için de bir
bağışlanma ve büyük bir ecir vardır.
8- Kötü olarak işledikleri kendisine
çekici-süslü kılınıp da onu güzel gören mi (Allah Katında kabul görecek)?
Artık şüphesiz Allah, dilediğini saptırır, dilediğini hidayete eriştirir.
Öyleyse, onlara karşı nefsin hasretlere kapılıp gitmesin. Gerçekten Allah,
yaptıklarını bilendir.
9- Allah, rüzgarları gönderir, onlar da
bulutu kaldırır, böylece Biz onu ölü bir beldeye sürükleriz, onunla, yeri
ölümünden sonra diriltiriz. İşte (ölümden sonra) dirilip- yayılma da
böyledir.
10- Kim izzeti istiyorsa, artık bütün izzet
Allah'ındır. Güzel söz O'na yükselir, salih amel de onu yükseltir.
Kötülükleri tasarlayıp düzenleyenler ise; onlar için şiddetli bir azap
vardır. Onların tasarladıkları 'boşa çıkıp bozulur'.
11- Allah sizi topraktan yarattı, sonra bir
damla sudan. Sonra da sizi çift çift kıldı. O'nun bilgisi olmaksızın, hiçbir
dişi gebe kalmaz ve doğurmaz da. Ömür sürene, ömür verilmesi ve onun
ömründen kısaltılması da mutlaka bir kitapta (yazılı)dır. Gerçekten bu,
Allah'a göre kolaydır.
12- İki deniz bir değildir. Şu, tatlı,
susuzluğu keser ve içimi kolay; şu da, tuzlu ve acıdır. Ancak her birinden
taze et yersiniz ve takınmakta olduğunuz süs eşyalarını çıkarırsınız. O'nun
fazlından aramanız ve umulur ki şükretmeniz için gemilerin onda (denizde)
suları yara yara akıp gittiğini görürsün.
13- (Allah) Geceyi gündüze bağlayıp-katar,
gündüzü de geceye bağlayıp-katar; güneşi ve ayı emre amade kılmıştır, her
biri adı konulmuş bir süreye kadar akıp gitmektedir. İşte bunları (yaratıp
düzene koyan) Allah sizin Rabbinizdir; mülk O'nundur. O'ndan başka
taptıklarınız ise, 'bir çekirdeğin incecik zarına' bile malik olamazlar.
14- Eğer onlara dua ederseniz, duanızı
işitmezler, işitseler bile size cevap veremezler. Kıyamet gününde ise, sizin
şirk koşmanızı tanımayacaklardır. (Bunu herşeyden) Haberi olan Allah gibi
sana (hiç kimse) haber vermez.
15- Ey insanlar, siz Allah'a (karşı fakir
olan) muhtaçlarsınız; Allah ise, Ğaniy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan)dır,
Hamid (övülmeye layık)tır.
16- Dileyecek olsa, sizi giderir (yok eder)
ve yepyeni bir halk getirir.
17- Bu, Allah'a göre güç değildir.
18- Hiçbir günahkar bir başka günahkarın
günahını yüklenemez. Eğer yükü ağır olan kimse (bir başkasını) onu taşımaya
çağırsa, -bu, yakın-akrabası da olsa- kendisine ondan hiçbir şey
yükletilmez. Sen, yalnızca gayb ile Rablerinden 'içleri
titreyerek-korkmakta' olanları ve dosdoğru namazı kılanları uyarırsın. Kim
temizlenip-arınırsa, artık o, kendi nefsi için temizlenip-arınmıştır.
Sonunda dönüş Allah'adır.
19- Kör olanla (basiretle) gören bir
değildir;
20- Karanlıklarla aydınlık,
21- Gölge ile sıcaklık da.
22- Diri olanlarla ölüler de bir değildir.
Gerçekten Allah, dilediğine işittirir; sen ise kabirlerde olanlara
işittirecek değilsin.
23- Sen, yalnızca bir uyarıcısın.
24- Şüphesiz Biz seni, hak ile bir müjde
verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Hiçbir ümmet yoktur ki, içinde bir
uyarıcı gelip-geçmiş olmasın.
25- Eğer seni yalanlıyorlarsa, senden
öncekiler de yalanlandı; elçileri ise; kendilerine apaçık ayetler, sahifeler
ve aydınlatıcı kitaplar getirmişlerdi.
26- Sonra Ben de o inkar edenleri
yakalayıverdim. Beni inkarları nasıl oldu (onlar gördüler)?
27- Allah'ın gökyüzünden su indirdiğini
görmedin mi? Böylece Biz onunla, renkleri değişik olan meyveler çıkardık.
Dağlardan da beyaz, kırmızı renkleri değişik ve siyah yollar (kıldık).
28- İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan
da renkleri böyle değişik olanlar vardır. Kulları içinde ise Allah'tan ancak
alim olanlar 'içleri titreyerek-korkar'. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlü
olandır, bağışlayandır.
29- Gerçekten Allah'ın Kitab'ını okuyanlar,
namazı dosdoğru kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli
ve açık infak edenler; kesin olarak zarara uğramayacak bir ticareti
umabilirler.
30- Çünkü (Allah,) ecirlerini noksansız
olarak öder ve Kendi fazlından onlara artırır. Şüphesiz O, bağışlayandır,
şükrü kabul edendir.
31- Kendinden öncekini doğrulayıcı olarak
sana Kitap'tan vahyettiğimiz gerçeğin ta kendisidir. Şüphesiz Allah, elbette
haber alandır, görendir.
32- Sonra Kitab'ı kullarımızdan
seçtiklerimize miras kıldık. Artık onlardan kimi kendi nefsine zulmeder,
kimi orta bir yoldadır, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda yarışır öne
geçer. İşte bu, büyük fazlın kendisidir.
33- Adn cennetleri (onlarındır); oraya
girerler, orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler. Ve orada
onların elbiseleri ipek(ten)dir.
34- Derler ki: "Bizden hüznü giderip yok eden
Allah'a hamd olsun; şüphesiz Rabbimiz, gerçekten bağışlayandır, şükrü kabul
edendir."
35- "Ki O, bizi Kendi fazlından (ebedi
olarak) kalınacak bir yurda yerleştirdi; burada bize bir yorgunluk dokunmaz
ve burada bize bir bıkkınlık da dokunmaz."
36- İnkar edenlere gelince, onlar için de
cehennem ateşi vardır. Onlar için ne, karar verilir, ki böylece
ölüversinler, ne de kendilerine onun azabından (bir şey) hafifletilir. İşte
Biz, her nankör olanı böyle cezalandırırız.
37- İçinde onlar (şöyle) çığlık atarlar:
"Rabbimiz, bizi çıkar, yaptığımızdan başka salih bir amelde bulunalım." Size
orda (dünyada), öğüt alabilecek olanın öğüt alabileceği kadar ömür vermedik
mi? Size uyaran da gelmişti. Öyleyse (azabı) tadın; artık zalimler için bir
yardımcı yoktur.
38- Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını
bilendir. Gerçek şu ki O, sinelerin özünde (saklı) olanı bilir.
39- Yeryüzünde sizi halifeler kılan O'dur.
Öyleyse kim inkar ederse, artık inkarı kendi aleyhinedir. Rableri Katında
kafir olanlara kendi inkarları gazabtan başkasını arttırmaz ve kafir
olanlara kendi inkarları kayıptan başkasını arttırmaz.
40- De ki: "Siz, Allah'ın dışında taptığınız
ortaklarınızı gördünüz mü? Bana haber verin; yerden neyi yaratmışlardır? Ya
da onların göklerde bir ortaklığı mı var? Yoksa Biz onlara bir kitap
vermişiz de onlar bundan (dolayı) apaçık bir belge üzerinde midirler? Hayır,
zulmedenler, birbirlerine aldatmadan başkasını vadetmiyorlar.
41-Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri zeval
bulurlar diye (her an kudreti altında) tutuyor. Andolsun, eğer zeval bulacak
olurlarsa, Kendisi'nden sonra artık kimse onları tutamaz. Doğrusu O,
Halim’dir, bağışlayandır.
42- Yeminlerinin olanca güçleriyle,
kendilerine bir uyarıcı-korkutucu gelecek olsa, ümmetlerinin herhangi
birinden mutlaka daha doğru olacaklarına dair, Allah'a and içtiler. Ancak
onlara bir uyarıcı-korkutucu geldiğinde (bu,) nefretlerinden başkasını
artırmadı.
43- (Hem de) Yeryüzünde büyüklük taslayarak
ve kötülüğü tasarlayıp düzenleyerek. Oysa hileli düzen, kendi sahibinden
başkasını sarıp-kuşatmaz. Artık onlar öncekilerin sünnetinden başkasını mı
gözlemektedirler? Sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik
bulamazsın ve sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir dönüşüm de bulamazsın.
44- Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki,
kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görsünler; üstelik
onlar kuvvet bakımından kendilerinden daha güçlüydüler. Göklerde ve yerde
Allah'ı aciz bırakacak hiçbir şey yoktur. Şüphesiz O, bilendir, güç
yetirendir.
45- Eğer Allah, kazandıkları dolayısıyla
insanları (azap ile) yakalayıverecek olsaydı, (yerin) sırtı üzerinde hiçbir
canlıyı bırakmazdı, ancak onları, adı konulmuş bir süreye kadar
ertelemektedir. Sonunda ecelleri geldiği zaman, artık şüphesiz Allah Kendi
kullarını görendir.
◄GERİ
Kuran-ı Kerim mealinin hazırlanmasında
www.harunyahya.org sitesi
bilgilerinden yararlanılmıştır. Allah İslam dininin yükselmesi için çalışan
herkesten razı olsun. www.etarih.net |