|
HAZIRLAYAN: ALİ BULAÇ
ZÜMER SURESİ
Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla
1- (Bu) Kitab'ın indirilmesi, üstün ve güçlü
olan, hüküm ve hikmet sahibi Allah (katın)dandır.
2- Şüphesiz, sana bu Kitab'ı hak ile
indirdik; öyleyse sen de dini yalnızca O'na halis kılarak Allah'a ibadet et.
3- Haberin olsun; halis (katıksız) olan din
yalnızca Allah'ındır. O'ndan başka veliler edinenler (şöyle derler:) "Biz,
bunlara bizi Allah'a daha fazla yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz."
Elbette Allah, kendi aralarında hakkında ihtilaf ettikleri şeylerden hüküm
verecektir. Gerçekten Allah, yalancı, kafir olan kimseyi hidayete erdirmez.
4- Eğer Allah, çocuk edinmek isteseydi,
yarattıklarından dilediğini elbette seçerdi. O, Yücedir; O, bir olan,
kahredici olan Allah'tır.
5- Gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Geceyi
gündüzün üstüne sarıp-örtüyor, gündüzü de gecenin üstüne sarıp-örtüyor.
Güneşe ve aya boyun eğdirdi. Her biri adı konulmuş bir ecele (süreye) kadar
akıp gitmektedir. Haberin olsun; üstün ve güçlü olan, bağışlayan O'dur.
6- Sizi tek bir nefisten yarattı, sonra ondan
kendi eşini var etti ve sizin için davarlardan sekiz çift indirdi. Sizi
annelerinizin karınlarında, üç karanlık içinde, bir yaratılıştan sonra (bir
başka) yaratılışa (dönüştürüp) yaratmaktadır. İşte Rabbiniz olan Allah
budur, mülk O'nundur. O'ndan başka İlah yoktur. Buna rağmen nasıl
çevriliyorsunuz?
7- Eğer inkar edecek olursanız, artık
şüphesiz Allah size karşı hiçbir ihtiyacı olmayandır ve O, kulları için
inkara rıza göstermez. Ve eğer şükrederseniz, sizin (yararınız) için ondan
razı olur. Hiçbir günahkar, bir başkasının günah yükünü yüklenmez. Sonra
Rabbinize döndürüleceksiniz, böylece yaptıklarınızı size haber verecektir.
Şüphesiz O, sinelerin özünde saklı olanı bilendir.
8- İnsana bir zarar dokunduğu zaman, gönülden
katıksızca yönelmiş olarak Rabbine dua eder. Sonra ona Kendinden bir nimet
verdiği zaman, daha önce O'na dua ettiğini unutur ve O'nun yolundan
saptırmak amacıyla Allah'a eşler koşmaya başlar. De ki: "İnkarınla biraz
(dünya zevklerinden) yararlan; çünkü sen, ateşin halkındansın."
9- Yoksa o, gece saatinde kalkıp da secde
ederek ve kıyama durarak gönülden itaat (ibadet) eden, ahiretten sakınan ve
Rabbinin rahmetini umud eden (gibi) midir? De ki: "Hiç bilenlerle
bilmeyenler bir olur mu? Şüphesiz, temiz akıl sahipleri öğüt
alıp-düşünürler."
10- De ki: "Ey iman eden kullarım,
Rabbinizden sakının. Bu dünyada iyilik edenler için bir iyilik vardır.
Allah'ın arz'ı geniştir. Ancak sabredenlere ecirleri hesapsızca ödenir."
11- De ki: "Ben, dini yalnızca O'na halis
kılarak Allah'a ibadet etmekle emrolundum."
12- "Ve ben, Müslümanların ilki olmakla da
emrolundum."
13- De ki: "Ben, Rabbime isyan ettiğim
takdirde, büyük bir günün azabından korkarım."
14- De ki: "Ben dinimi yalnızca O'na halis
kılarak Allah'a ibadet ederim."
15- "Siz, O'nun dışında dilediklerinize
ibadet edin." De ki: "Gerçekten hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem
kendilerini, hem yakınlarını hüsrana uğratanlardır. Haberiniz olsun; bu
apaçık olan hüsranın kendisidir."
16- Onların üstlerinde ateşten tabakalar,
altlarında da tabakalar vardır. İşte Allah, Kendi kullarını bununla tehdit
edip-korkutuyor. Ey kullarım öyleyse Benden sakının.
17- Tağut'a kulluk etmekten kaçınan ve
Allah'a içten yönelenler ise; onlar için bir müjde vardır, öyleyse kullarıma
müjde ver.
18- Ki onlar, sözü işitirler ve en güzeline
uyarlar. İşte onlar, Allah'ın kendilerini hidayete erdirdiği kimselerdir ve
onlar, temiz akıl sahipleridir.
19- Azap sözü kendisi üzerinde hak olmuş
kimse mi (onlarla bir tutulur)? Ateşte olanı artık sen mi kurtaracaksın?
20- Ancak Rablerinden korkup-sakınanlar ise;
onlara yüksek köşkler vardır, onların üstünde de yüksek köşkler bina
edilmiştir. Onların altında ırmaklar akmaktadır. (Bu,) Allah'ın va'didir.
Allah, va'dinden dönmez.
21- Görmüyor musun; gerçekten Allah,
gökyüzünden su indirdi de onu yerin içindeki kaynaklara yürütüp-geçirdi.
Sonra onunla çeşitli renklerde ekinler çıkarıyor. Sonra kurumaya başlar,
böylece onu sararmış görürsün. Sonra da onu kurumuş kırıntılar kılıyor.
Şüphesiz bunda, temiz akıl sahipleri için gerçekten öğüt alınacak bir ders
(zikr) vardır.
22- Allah, kimin göğsünü İslam'a açmışsa,
artık o, Rabbinden bir nur üzerinedir, (öyle) değil mi? Fakat Allah'ın
zikrinden (yana) kalpleri katılaşmış olanların vay haline. İşte onlar,
apaçık bir sapıklık içindedirler.
23- Allah, müteşabih (benzeşmeli), ikişerli
bir Kitap olarak sözün en güzelini indirdi. Rablerine karşı içleri
titreyerek-korkanların O’ndan derileri ürperir. Sonra onların derileri ve
kalpleri Allah'ın zikrine (karşı) yumuşar-yatışır. İşte bu, Allah'ın yol
göstermesidir, onunla dilediğini hidayete erdirir. Allah, kimi saptırırsa,
artık onun için de bir yol gösterici yoktur.
24- Kıyamet günü o kötü azaptan kendini yüzü
ile kim koruyabilecek? Ve zalimlere "Kazandığınızı tadın" denmiştir.
25- Onlardan öncekiler de yalanladı; böylece
azap onlara hiç şuurunda olmadıkları bir yerden gelip-çattı.
26- Artık Allah, onlara dünya hayatında
'horluğu ve aşağılanmayı' taddırdı. Eğer bilmiş olsalardı, ahiretin azabı
gerçekten daha büyüktür.
27- Andolsun, Biz bu Kur'an'da, belki öğüt
alıp-düşünürler diye, insanlar için her bir örnekten verdik.
28- Çarpıklığı olmayan Arapça bir Kur'an'dır
(bu). Umulur ki sakınırlar.
29- Allah (ortak koşanlar için) bir örnek
verdi: Kendisi hakkında uyumsuz ve geçimsiz bulunan, sahipleri de çok
ortaklı olan (köle) bir adam ile yalnızca bir kişiye teslim olmuş bir adam.
Bu ikisinin durumu bir olur mu? Hamd, Allah'ındır. Hayır onların çoğu
bilmiyorlar.
30- Gerçek şu ki, sen de öleceksin, onlar da
öleceklerdir.
31- Sonra şüphesiz sizler, kıyamet günü
Rabbinizin huzurunda davalaşacaksınız.
32- Allah'a karşı yalan söyleyenden ve
kendisine geldiğinde doğruyu (Kur'an'ı) yalanlayandan daha zalim kimdir?
Kafirler için cehennemde bir konaklama yeri mi yok?
33- Doğruyu getiren ve doğrulayanlara
gelince; işte onlar muttaki (takva sahibi) olanlardır.
34- Rableri Katında dileyecekleri herşey
onlarındır. İşte bu, ihsanda bulunanların ödülüdür.
35- Çünkü Allah, onların (dünyada)
yaptıklarının en kötüsünü temizleyip-giderecek ve yaptıklarının en güzeliyle
ecirlerini verecektir.
36- Allah, kuluna yeterli değil mi? Seni
O'ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Allah, kimi saptırırsa, artık onun için
bir yol gösterici yoktur.
37- Allah, kimi hidayete erdirirse, onun için
bir saptırıcı yoktur. Allah, intikam sahibi, güçlü ve üstün olan değil
midir?
38- Andolsun, onlara: "Gökleri ve yeri kim
yarattı?" diye soracak olsan, elbette "Allah" diyecekler. De ki: "Gördünüz
mü-haber verin; Allah'tan başka taptıklarınız, eğer Allah bana bir zarar
dileyecek olsa, O'nun zararını kaldırabilirler mi? Ya da bana bir rahmet
vermeyi istese, O'nun rahmetini tutup-önleyebilecekler mi" De ki: "Allah,
bana yeter. Tevekkül edecek olanlar, O'na tevekkül etsinler."
39- De ki: "Ey kavmim, üzerinde bulunduğunuz
duruma göre yapın-edin; elbette ben de yapıp-ederim. Artık yakında
öğreneceksiniz."
40- Kendisini aşağılık kılan azap kime
geliyor ve kesintisiz azap kimin üzerine çöküp-kaçınılmaz oluyor?
41- Şüphesiz, sana Biz Kitab'ı insanlar için
hak olmak üzere indirdik. Artık kim hidayete ererse, bu kendi lehinedir; kim
saparsa, o da kendi aleyhine sapmış olur. Sen onların üzerinde vekil
değilsin.
42- Allah, ölecekleri zaman canlarını alır;
ölmeyeni de uykusunda (bir tür ölüme sokar). Böylece, kendisi hakkında ölüm
kararı verilmiş olanı(n ruhunu) tutar, öbürüsünü ise adı konulmuş bir ecele
kadar salıverir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten
ayetler vardır.
43- Yoksa Allah'tan başka şefaat ediciler mi
edindiler? De ki: "Ya onlar, hiçbir şeye malik değillerse ve akıl da
erdiremiyorlarsa?"
44- De ki: "Şefaatin tümü Allah'ındır.
Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Sonra O'na döndürüleceksiniz."
45- Sadece Allah anıldığı zaman, ahirete
inanmayanların kalbi öfkeyle kabarır. Oysa O'ndan başkaları anıldığında
hemen sevince kapılırlar.
46- De ki: "Ey gökleri ve yeri yaratan, gaybı
ve müşahede edilebileni bilen Allah'ım. Anlaşmazlığa düştükleri şeylerde,
kullarının arasında sen hüküm vereceksin."
47- Eğer yeryüzünde olanların tümü ve bununla
birlikte bir katı daha zalimlerin olmuş olsaydı, kıyamet günü o kötü azaptan
(kurtulmak amacıyla) gerçekten bunları fidye olarak verirlerdi. Oysa,
onların hiç hesaba katmadıkları şeyler, Allah'tan kendileri için açığa
çıkmıştır.
48- Kazandıkları kötülükler, kendileri için
açığa çıkmıştır ve alay konusu edindikleri şey de kendilerini çepeçevre
kuşatmıştır.
49- İnsana bir zarar dokunduğu zaman, Bize
dua eder; sonra tarafımızdan ona bir nimet ihsan ettiğimizde, der ki: "Bu,
bana ancak bir bilgi(m) dolayısıyla verildi." Hayır; bu bir fitne (kendisini
bir deneme)dir. Ancak çoğu bilmiyorlar.
50- Bunu kendilerinden öncekiler de
söylemişti; ama kazandıkları şeyler onlara hiçbir yarar sağlamadı.
51- Böylece, kazandıkları kötülükler(in acı
sonucu) onlara isabet etti. Bunlardan zulmetmiş olanlara da, kazandıkları
kötülükler isabet edecektir. Ve onlar (bunu kendilerine uygulamaktan
Allah'ı) aciz bırakabilecekler değildirler.
52- Onlar bilmiyorlar mı ki, gerçekten Allah,
dilediğine rızkı genişletip-yayar ve (dilediğine) kısar da. Şüphesiz bunda,
iman eden bir kavim için gerçekten ayetler vardır.
53- (Benden onlara) De ki: "Ey kendi
aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım. Allah'ın rahmetinden umut
kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır,
esirgeyendir."
54- Azap size gelip çatmadan evvel, Rabbinize
yönelip-dönün ve O'na teslim olun. Sonra size yardım edilmez.
55- Rabbinizden, size indirilenin en güzeline
uyun; siz hiç şuurunda değilken, azap apansız size gelip çatmadan evvel.
56- Kişinin (yana yakıla) şöyle diyeceği
(gün): "Allah yanında (kullukta) yaptığım kusurlardan dolayı yazıklar olsun
(bana) doğrusu ben, (Allah'ın diniyle) alay edenlerdendim."
57- Veya: "Gerçekten Allah bana hidayet
verseydi, elbette muttakilerden olurdum" diyeceği,
58- Ya da azabı gördüğü zaman: "Benim için
bir kere daha (dünyaya dönme fırsatı) olsaydı da, ihsan edenlerden olsaydım"
(diyeceği günden sakının).
59- "Hayır, Benim ayetlerim sana gelmişti,
fakat sen onları yalanladın, büyüklüğe kapıldın ve kafirlerden oldun."
60- Kıyamet günü, Allah'a karşı yalan
söyleyenlerin yüzlerinin kapkara olduğunu görürsün. Büyüklenenler için
cehennemde bir konaklama yeri mi yok?
61- Allah, takva sahiplerini (inanarak ve
inançlarını uygulayarak) zafere ulaşmaları dolayısıyla kurtarır. Onlara
kötülük dokunmaz ve onlar hüzne kapılmayacaklardır.
62- Allah, herşeyin Yaratıcısı'dır. O, herşey
üzerinde vekildir.
63- Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur.
Allah'ın ayetlerine (karşı) inkar edenler ise; işte onlar, hüsrana
uğrayanlardır.
64- De ki: "Ey cahiller, bana Allah'ın
dışında bir başkasına mı kulluk etmemi emrediyorsunuz?"
65- Andolsun, sana ve senden öncekilere
vahyolundu (ki): "Eğer şirk koşacak olursan, şüphesiz amellerin boşa çıkacak
ve elbette sen, hüsrana uğrayanlardan olacaksın.
66- "Hayır, artık (yalnızca) Allah'a kulluk
et ve şükredenlerden ol."
67- Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir
edemediler. Oysa kıyamet günü yer, bütünüyle O'nun avucu (kabzası)ndadır;
gökler de sağ eliyle dürülüp-bükülmüştür. O, şirk koştuklarından münezzeh ve
Yücedir.
68- Sur'a üfürüldü; böylece Allah'ın
diledikleri dışında, göklerde ve yerde olanlar çarpılıp-yıkılıverdi. Sonra
bir daha ona üfürüldü, artık onlar ayağa kalkmış durumda gözetliyorlar.
69- Yer, Rabbinin nuruyla parıldadı; (orta
yere) kitap kondu; peygamberler ve şahidler getirildi ve aralarında hak ile
hüküm verildi, onlar haksızlığa uğratılmazlar.
70- Her bir nefse yaptığının tam karşılığı
verildi. O, onların işlediklerini daha iyi bilendir.
71- İnkar edenler, cehenneme bölük bölük
sevkedildiler. Sonunda oraya geldikleri zaman, kapıları açıldı ve onlara
(cehennemin) bekçileri dedi ki: "Size Rabbinizin ayetlerini okuyan ve
bugünle karşılaşacağınızı (söyleyip) sizi uyaran elçiler gelmedi mi?" Onlar:
"Evet." dediler. Ancak azap kelimesi kafirlerin üzerine hak oldu.
72- Dediler ki: "İçinde ebedi kalıcılar
olarak cehennemin kapılarından (içeri) girin. Büyüklüğe kapılanların
konaklama yeri ne kötüdür."
73- Rablerinden korkup-sakınanlar da, cennete
bölük bölük sevkedildiler. Sonunda oraya geldikleri zaman, kapıları açıldı
ve onlara (cennetin) bekçileri dedi ki: "Selam üzerinizde olsun, hoş ve
temiz geldiniz. Ebedi kalıcılar olarak ona girin."
74- (Onlar da) Dediler ki: "Bize olan
va’dinde sadık kalan ve bizi bu yere mirasçı kılan Allah'a hamd olsun ki,
cennetten dilediğimiz yerde konaklayabiliriz. (Salih) Amellerde bulunanların
ecri ne güzeldir.
75- Melekleri de arşın etrafını çevirmişler
olarak Rablerini hamd ile tesbih ettiklerini görürsün. Aralarında hak ile
hüküm verilmiştir ve: "Alemlerin Rabbine hamd olsun" denilmiştir.
◄GERİ
Kuran-ı Kerim mealinin hazırlanmasında
www.harunyahya.org sitesi
bilgilerinden yararlanılmıştır. Allah İslam dininin yükselmesi için çalışan
herkesten razı olsun. www.etarih.net |